Melek Kavramı — Kapsamlı Bilgi Dosyası (Bölüm 1)
Hükmi Varlıklar ve Ayni Varlıklar Ayrımı
Melek Kavramı — Kapsamlı Bilgi Dosyası (Bölüm 1)
Hükmi Varlıklar ve Ayni Varlıklar Ayrımı
Varlıklar iki temel kategoriye ayrılır:
-
Ayni Varlıklar: Gözle görülen, elle tutulan, dokunulan, fiziksel olarak var olan şeylerdir. Dağ, nehir, taş gibi somut nesneler bu kategoridedir.
-
Hükmi Varlıklar: Gözle görülmeyen, elle tutulmayan, ancak zihinsel varlığına şahit olunan şeylerdir. Melek, cin, şeytan, ruh ve hatta Allah kavramı hükmi varlıklar kategorisindedir.
Hükmi varlıklar dış dünyada bağımsız gerçek varlıklar olarak mevcut değildir. Bunlar algısal gerçeklerdir, zihinsel değerlerdir. Gerçek varlıkların iman edilmesine ihtiyaç yoktur — dağ vardır, dağa iman etmeye gerek yoktur; nehir vardır, nehre iman etmeye lüzum yoktur. Kur'an "iman gaybadır" der; yani yaşamımızda gerçek boyutuyla varlığına şahit olmadığımız değerlere iman ederiz. Bu nedenle melek, cin, şeytan gibi kavramlar iman konusudur.
Melek, Cin, Şeytan, Ruh Gördüğünü İddia Edenler
Bu tarz varlıkları gördüğünü, onlarla konuştuğunu, ilişki kurduğunu iddia edenler iki sınıftır:
- Şarlatanlar: İnsanları aldatmak, yönetmek ve yönlendirmek için yalan söyleyenler.
- Gerçekten inananlar: Bunlar psikolojik sorunları olan kişilerdir. Şizofreni, bipolar bozukluk, halüsinasyon veya anksiyete bozukluğu yaşayan insanlar bu kategoridedir. Gördükleri şey zihinlerinin kendilerine oynadığı bir oyundur.
Kur'an'ın Bu Kavramlara Yaklaşımı — Diğer Dinlerden Farkı
Kur'an'ın melek, cin, şeytan, ruh gibi kavramlara yaklaşımı, İncil, Tevrat, Zebur ve daha önceki pagan dinlerinden temelden farklıdır:
-
Kur'an dışındaki inanç türleri ve dinler: Bu varlıkların gerçek, somut varlıklar olduğunu kabul ederek mesajlarını vermişlerdir. Okuyunca gerçek varlıklardan bahsettikleri anlaşılır.
-
Kur'an: Geçmişten gelen bu bilgiyi alır, ancak ona yeni bir hüviyet, yeni bir karakter, yeni bir anlayış katarak sunar. Kur'an bu kavramları gerçek varlıklar olarak sunmaz. Aksine bunların algısal gerçekler olduğunu, zihinsel varlıklar olduğunu — özellikle meleğin böyle olduğunu — belirtir.
Önemli olan, Kur'an'ın bu kavramları nasıl kullandığı, onlara ne anlam yüklediği ve yaşam içerisindeki tezahürünü nasıl duyurduğudur. Bu anlaşılmazsa Kur'an ayetlerine verilecek anlamlar da problemli olur.
Hz. Muhammed'in Peygamberlik Süreci ve Melek Algısı
Hz. Muhammed yaşadığı toplumda Hristiyan, Yahudi, putperest, İbrahimi hanifler ve müşrikler bulunuyordu. Tüm bu grupların inancında melek, cin, şeytan ve ruh vardı ve bunlara gerçek varlıklarmış gibi inanılıyordu. Hz. Muhammed de bu kültürün içinde yaşadığı için o kültür üzerinden düşünüyordu.
Ancak mevcut dinlerin ve kültürün doğruluğundan, gerçekliğinden şüphesi vardı. Sorguluyordu. Bir taraftan inanıyor, bir taraftan inanmıyordu. İnanmadığı tarafı ağır basınca araştırması ve yönelişi değişti — Hira Mağarası'na doğru. Mevcut inançlara mutlak olarak inansaydı oraya gitmezdi. Tefekkür etmek ve gerçeğe ulaşmak arzusuyla mağaraya gitti (bu zaten bir gelenekti).
Mağara Deneyimi
Mağaradaki deneyimde bir varlık gördüğüne, o varlığın kendisini sıktığına, konuştuğuna, bir şeyler anlattığına ve kendisinin de cevap verdiğine dair anlatılar vardır ("Oku" — "Ben okuma bilmem" diyaloğu). Ancak dikkat çekici nokta: bu diyaloğun detayları (sıkma, böyle bir şey) ayet olarak Kur'an'a geçirilmemiştir. İkra (Alak) Suresi'nde sadece "Oku, Rabbinin adıyla oku" ifadesi yer alır.
"Deli oldum" İfadesi ve Önemi
Hz. Muhammed bu deneyimden sonra evine gelip "ben deli oldum" demiştir. Bu ifade, onun ne kadar kaliteli bir zihin dünyasına sahip olduğunu gösterir. Çünkü hem bir deneyim içerisinde bir şeyler gördüğünü ve diyalog kurduğunu söylüyor, aynı zamanda da bunun normal bir şey olmadığını hissediyor. Normal aklıselimin tezahürü olmadığını biliyor. Şuur altında yaşadığı toplumun kültüründe cin, şeytan, melek, ruh hep var ve hep insanlarla ilişki kuruyor diye inanılıyordu.
İki Arada Bir Derede Kalma Dönemi
Uzun süre iki arada bir derede kaldı; emin bir tercih ve güvene henüz kavuşmamıştı. Bu dönemde toplumda deli muamelesi gördü: Kabe'nin ortasında başına hayvan işkembesi atıldı, Taif'e tebliğata giderken arkasından taşlandı. Bunlar bir deliye yapılacak muamelelerdi. Çünkü henüz peygamberliğin gerektirdiği üstün derin idrake sahip değildi; o yolda yürüyordu ama istediği seviye oluşmamıştı.
İdrak Dönüşümü
Bir zaman geldi ki gördüğü görüntünün bir zihinsel yansıma olduğunu, konuşanın da zihinsel bir içsel konuşma olduğunu fark etti. Ehli mananın dediği gibi "sırrı ile içimden bana söylenir" — böyle bir iç diyaloğun varlığını anladıktan sonra delilik son buldu. Artık görülenin ve kendisiyle konuşanın gerçek varlık olmadığını, bunun zihinsel/algısal bir yansıma olduğunu kavramıştı. Bu kavrayıştan sonra verdiği mesajlar toplum üzerinde etkin olmaya başladı.
Kur'an'dan Kanıt: Şura 52
"Böylece sana emrimizden ruh vahyettik biz. Sen iman nedir, kitap nedir bilmezdin. Biz onu bir nur kıldık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz. Sen insanları doğru bir yola götürüyorsun."
Bu ayet şunları gösterir:
- Hiçbir peygamber doğuştan peygamber değildir.
- Hiçbir peygamber peygamberlikten önce seçilmiş değildir.
- Peygamberler eylemiyle, duruşuyla, imanıyla kendilerini seçkin kılanlardır.
- Vahiye muhatap olmadan ruh, cin, şeytan, melek gibi kavramların gerçek varlık olmadığını bilmeden gerçek peygamberlik yapılamaz.
- Bunların gerçek varlık olduğuna inanıldığı müddetçe deli muamelesi görülmeye mahkumdur.
Melek Nedir — Tanım ve Yaklaşım
Melek, bir varlık değildir. Melek, varlığa yöneliş metodudur; varlığı ve işaretleri okuma tekniğidir, bir prensiptir.
Detaylı Açıklama
Doğanın, sosyal yapının, insanın ve hatta insanın mimiklerinin bir anlam ifade ettiği düşünülüyor ve ona bir anlam yüklenebiliyorsa, bu eylem meleki bir bilgidir. Doğadaki oluşumlardan, işaretlerden, doğanın eylemlerinden veya insanın eylemlerinden bir anlam çıkarılabiliyorsa — ve bu yöneliş ve çıkarılan sonuca inanılıyorsa — bu eylem meleğe iman etmenin kanıtıdır.
Varlık kendini okutan işaretlere sahiptir: insanın, bitkilerin, hayvanların, yerin, göğün, şahit olunan her şeyin kendisini okutan işaretleri vardır. Bu işaretler okunarak doğadaki eylem türünden ve biçiminden bir anlam çıkarılabiliyorsa, meleğe inanılıyor demektir.
Melek ve Haber Vericilik
Meleğin temel bir özelliği haber vericiliktir. Melek, haber niteliği taşıyan her şeydir. Ancak bunu okumasını ve inanmasını bilene vardır; inanmayan için melek yoktur.
Hz. Muhammed'in çevresi bu bakımdan her şeyi ona haber veren meleklerle dolup taşıyordu — çünkü o okumasını biliyordu. Aynı durum, okumasını bilen herkes için geçerlidir.
Melek İnananlar İçin Vardır
Melek, prensip üzerinden okuyan ve inanan için vardır. Böyle inanmayan ve böyle okumayan için melek yoktur. İman konusu olduğu için subjektiftir — değişir, gelişir ve dönüşen bir olgudur.
"Doğa Güçleri" Yorumunun Eleştirisi
Bazı ilahiyatçılar (Yaşar Nuri Öztürk, Mustafa Öztürk, Mustafa İslamoğlu ve benzerleri) modern bir anlayış ortaya koyma iddiasıyla "melek doğa güçleridir" demişlerdir. Bu yaklaşım hatalıdır çünkü:
- Kur'an böyle bir şey söylemiyor.
- Rüzgar, fırtına, yer çekimi veya deprem bir melek değildir.
- Bedir Savaşı öncesinde "3.000 melekle destekledik" ifadesinde sayı verilmektedir. 3.000 doğa gücü nasıl olacak?
Melek, doğa güçleri değil; varlığı okuma ilkesidir, yöneliştir, bir prensiptir.
Bedir Savaşı ve 3.000 Melek — Ali İmran 124
"O zaman inananlara şöyle diyordun: Rabbinizden indirilen 3.000 melekle size yardım etmesi sizin için yeterli değil mi?"
Rakamsal Analiz
- Bedir Savaşı'na katılan müminlerin sayısı: 300-305
- Müşriklerin sayısı: 1.000
- Bir mümin 10 müşrike bedeldir (hadis bilgisi)
- 300 mümin × 10 = 3.000
(Başka ayetlerde 5.000, 1.000 gibi farklı sayılar da geçer; sistemin mantığı aynıdır.)
Meleğin Buradaki Anlamı
Savaşa katılan müminlerin imanı, inancı, safiyeti ve bu yöndeki eylemi onlara meleki özellik katıyordu. Bu özellik peygamber tarafından vahyin mantığıyla okunuyordu ve gerçekten başarıyorlardı.
Bedir ve Uhud Karşılaştırması
Bedir'de 3.000 melekle desteklenen Müslümanlar, Uhud'da neden desteklenmedi? Çünkü:
- Bedir'deki safiyet, meleki kuvvetin, algının, inancın ve imanın harekete geçmesiydi.
- Uhud'a katılanların büyük çoğunluğu ganimet için katılmıştı.
- O saf iman, inanç, kendini adamışlık harekete geçmiyordu.
Kur'an meleği bu anlamda kullanır: gerçek varlık olarak değil, iman gücü, inanmışlık, adanmışlık eylemi ve düşüncesi olarak.
Günümüzde Melek Kavramının Karşılıkları
Günümüzde melek kavramının karşılığı olan okuma yöntemi, melek sözcüğü kullanılmadan birçok alanda uygulanmaktadır:
- Siyasetçiler: Toplumsal dokuya, harekete bakarak okuma yaparlar. Bu okumayı veren, şahit oldukları toplumsal yapıdır.
- Spor yöneticileri: Aynı okuma biçimini kullanırlar.
- Toplum önderleri: Bu okuma biçimini kullanırlar.
Buna "vizyon", "okuma", "değerlendirme", "öngörü" derler — ama eylem olarak Kur'an'ın melek kavramıyla kavramsallaştırdığı şeyi yaparlar. Bu da gösterir ki Kur'an'ın melek kavramıyla ortaya koyduğu eylem, düşünce ve yöneliş biçimi insanlığın ortak değeridir.
Bakara 30 — Halife Seçimi ve Meleklerin İtirazı
"Hani Rabbin meleklere 'Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım' demişti. 'Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tespih ve takdis ediyoruz' dediler. 'Ben sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi."
Bu Ayetin Gerçek Anlamı
Bu ayet insanlığın başlangıcını anlatmıyor. Her an olmakta olan bir olayı anlatıyor.
"Halife yaratacağım" ifadesi:
- "İnsan yaratacağım" ile "halife yaratacağım" farklı şeylerdir.
- Burada "halife seçeceğim" denmektedir.
- Halife seçimi çoğul düzen içerisinde olur — yani seçilecek halifeden başka halife adayları da var demektir.
Halife kimdir:
- Kendini seçkin kılmak isteyen peygamber, siyasi otorite, sosyal güç veya cemaat önderi.
- Halife dini bir misyon değildir; bir gücü temsil eder.
- Birisi çıkıp "ben güçlüyüm, bana tabi olun" demektedir.
Melekler kimdir burada:
- Yaşadığı toplumun bireyleri.
- İnsandaki algı türü.
- Halife adayı, insanların bu algısını okumaktadır.
- Kur'an insanların melek kavramı üzerinden nasıl tavır takındığını anlatır.
- "Niye sen olasın ki?" diye itiraz edenlerdir.
"İsimleri say" ifadesi:
- Bu, Allah'ın isimleri değildir. Esma = isim demektir.
- "Halife olacaksan, hangi topluma halife olacaksan, o toplumdan hem bilgi hem eylem hem düşünce bakımından üstünlüğünü göster, kendini kanıtla" demektir.
- Kur'an böyle bir süreç öneriyor insanlığa; ama biz bunu insanlığın başlangıcında olmuş bir masal gibi dinliyoruz.
Sonuç:
- Melekler (toplumun bireyleri) isimleri sayamayınca "Ya Rabbi biz senin bildiğini bilmeyiz, bize ezberletilmiş olanı biliriz" derler.
- Ayet "ben sizin bilmediğinizi bilirim" diyerek devam eder.
Hicr 28-29 — İnsanın Yaratılması ve Secde Emri
"Hani Rabbin meleklere 'Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip ruhumdan üflediğim zaman ona secdeye kapanın' demişti."
İnsanın Topraktan Yaratılması Meselesi
İnsanın topraktan yaratıldığı bilgisi Tevrat'ı da aşan, belki Tevrat'tan binlerce sene öncesine ait, insanlığın en kadim bilgilerindendir. Kur'an bir yaratılış hikayesi anlatmıyor. Şunları yapıyor:
- Bu kadim bilgiyi (Tevrat'ta ve İncil'de de var olan) alıyor.
- Onaylar gibi alıyor ama çok farklı bir yaklaşımla yaklaşıyor.
- Ne diyor: "İnsanın nasıl yaratıldığını bir tarafa bırakın. Yaratılmış insanın var olduktan sonraki davranışı, eylemi ve duruşu önemlidir."
- Nasıl yaratıldığı ve süreçler önemli değil; yaratıldıktan sonraki duruş önemlidir.
"Onu düzenleyip ruhumdan üflediğim zaman" Ne Demektir?
Bu insanlığın başlangıcını anlatmıyor. Şu anki fiili durumu anlatıyor:
- Bir insan gelişip, algısal-zihinsel-bedensel tamamlılığa erdiği zaman...
- Ve "ruh üflenme" denen algısal/idraki bir genişlemeye uğradığı zaman...
- Çevresindeki varlıkları (insan, hayvan, bitki, doğa — hepsi) hükmü altına almaya kalkar.
Tam bir insan, ruh üflenme denen algı genişlemesine ve bilgi genişlemesine sahip olan bir insan, otomatikman çevresini hükmü altına almaya kalkar. Bu başlangıçtan değil, günümüzde de geçerli olan bir olgudan bahsediyor.
Secde ve İblis'in İtirazı
"Meleklerin hepsi secde ettiler. Ancak İblis secde etmedi."
- Hükmü altına alma eyleminde herkesi ve her şeyi hükmü altına almak mümkün değildir; hep itiraz eden olacaktır.
- İblis/Şeytan burada bir eylem biçimidir.
- Bir lider çıkıp toplumu hükmü altına alır, ama mutlaka itiraz eden olacaktır. Hayatı anlatıyor, geçmiş hikayeyi değil.
İblis'in Argümanı ve Ateş-Toprak Sembolizmi
İblis: "Kuru, kokuşmuş balçıktan yarattığın insana ben secde etmem. Beni ateşten, onu topraktan yarattın."
Ateş sembolizmi:
- Ateş yakıcı ve yok edici bir özelliğe sahiptir.
- Yaratıcı ve var edici değildir.
- Her şeye karşı olmak, her şeyi yakmak ve yok etmek anlamındadır.
- İblis bununla gurur duyar ama aslında bu utanılacak bir şeydir.
Toprak sembolizmi:
- Toprak hayat vericidir.
- Yaşamı destekleyen bir olgudur.
Şeytanlaşma:
- Her türlü güce, her türlü realiteye, yaşamın realitesine karşı çıkan, reddeden tutum şeytanlaşmadır.
Hicr 28-29 ile Bakara 30 Farkı
Bu iki ayet sıklıkla karıştırılır:
- Hicr 28-29: Melekler itiraz etmez; yalnızca İblis secde etmekten kaçınır.
- Bakara 30: Melekler "orada bozgunculuk yapacak birini mi yaratacaksın?" diye itiraz eder.
Kur'an'da Yaratılış Meselesi
Kur'an'da bir yaratılış tezi yoktur. Kur'an yaratılış süreçlerini anlatmaz. Bir ayette "insan üzerinden nice zaman geçti, adı anılmaya değmez" denilerek o konu kapatılır.
Kur'an'ın görevi:
- Evrim veya bilimsel bilgi anlatmak değildir.
- Tarih, coğrafya veya biyoloji bilgisi vermek değildir.
- Muhatabı insandır ve insanın yaşam süreci içerisinde durması gereken, anlaması gereken şeyin ne olduğunu duyurur.
- Geçmiş hikayeleri ve masalları kullanarak her an, her zaman geçerli olan ilkeler verir.
Kur'an ilkesel olarak okunmazsa "eskilerin masalları" olur ve hiçbir şey anlaşılmaz.
İlkesel Okuma Yaklaşımı
Kur'an'ın temel mesajlarını ve kavramlarını bilmek zorunludur. Günümüzde hâlâ şu konuların tartışılması sorunludur:
- Hırsızlık yapanın eli kesilmeli mi?
- Çok eşlilik var mı yok mu?
- Namazın kaç rekat olduğu
Bu tartışmalar insanlara hiçbir şey vermez ve istismar aracıdır. Yaşam bunları elimine etmiştir; hayat ve toplumsal realite bunları kaldırmıştır. Toplumumuzda ne çok eşlilik tartışılabilir bir değerdir ne de hırsızlık yapanın elini kesme meselesi konuşulmaya değerdir.
Kur'an'ın ruhu anlaşılabilirse farklı bir yaşam, farklı bir anlayış, farklı bir dünyayla tanışılır. Kur'an'a ilke bazlı yaklaşılırsa başucu kitabı olur ve yaşama dair ilkeler manzumesi çıkarılabilir. Aksi halde eskilerin hikayesi dinlenir, basitçe "amin" denilip geçilir.
Özet: Temel İlkeler
- Melek, cin, şeytan, ruh gibi kavramlar algısal gerçeklerdir; dış dünyada bağımsız gerçek varlıkları yoktur; zihinsel değerlerdir.
- Melek bir varlık değil, varlığa yöneliş metodudur — varlığı ve işaretleri okuma tekniğidir.
- Melek haber niteliği taşıyan her şeydir; ancak okumasını ve inanmasını bilene vardır.
- Kur'an bu kavramları geçmiş kültürlerden alır ama onlara tamamen farklı bir anlam yükler.
- Kur'an'daki Adem, İblis, melek anlatıları insanlığın başlangıcını değil, her an olmakta olan olayları anlatır.
- Şeytan bir varlık değil, bir eylem biçimidir — her türlü realiteye karşı çıkma, reddetme, yok etme tutumudur.
- Kur'an yaratılış süreçleri anlatmaz; insanın var olduktan sonraki duruşu ve eylemiyle ilgilenir.
- Kur'an ilkesel okunmalıdır; geçmiş hikayeleri kullanarak her zaman geçerli evrensel ilkeler sunar.
- Hiçbir peygamber doğuştan peygamber değildir; eylemiyle, duruşuyla, imanıyla kendini seçkin kılanlardır.
- Halife seçimi bir güç temsilidir; toplum karşısında bilgi, eylem ve düşünce üstünlüğünü kanıtlamayı gerektirir.
İlgili Kavramlar
Rab
Bireyin yaşam biçimini belirleyen ilke ve prensipler
Ruh
İnsanın bilinç ve farkındalık boyutu
Melek
İnsandaki olumlu güçler ve melekeler
Cin
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
Şeytan
İnsandaki olumsuz dürtüler ve negatif eğilimler
Vahiy
İçsel kavrayış ve derin idrak süreci
İlgili Yazılar
Kur'an'da Sembolizm, Adem Kavramı ve İsimlerin Öğretilmesi
Kur'an'daki kıssalar (Musa'nın denizi yarması, İbrahim'in ateşe atılması, Nuh'un gemisi vb. ) tarihsel olarak gerçekten yaşanmış olaylar olarak değil, sembolik anlatımlar (misaller) olarak değerlendirilmelidir. Bu hikayeler insanlığın ortak deneyimlerinden beslenen, insanları etkileyen anlatılardır.
Kur'an ve Sembolizm — Bölüm 1
Bu belge, Kur'an'ın sembolik dili, mecazi ifadeleri, temel kavramları ve ayetlerin yorumlanma biçimlerine dair kapsamlı bir bilgi kaynağıdır. Kur'an mesajını anlama, sembolik dili çözümleme ve ayetleri hayatın gerçekliği içinde değerlendirme yaklaşımını temel alır. Kur'an, mesajlarında son derece güçlü bir sembolik dil kullanır.
Melek Kavramı - Kapsamlı Bilgi Dosyası (Bölüm 2)
Bu dosya, Kur'an perspektifinden melek kavramının derinlemesine analizini, geleneksel anlayışın eleştirisini ve ayetlerin yeniden yorumlanmasını içermektedir. "Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri müstesna, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak ona gelir.
RAB KAVRAMI: KURAN PERSPEKTİFİNDEN KAPSAMLI BİR ANALİZ
Rab sözcüğü sözlükte şu anlamlara gelir: Rab sözcüğü Kur'an'da 962 yerde geçmektedir. Bu denli yoğun kullanım, kavramın önemini kendiliğinden ortaya koymaktadır. Araplar günlük dilde "Rabbül beyt" (evin rabbi) ifadesini kullanırlar.