Samiri ve Buzağı Kıssası - Kur'an'ın Özgün Mesajı
GENEL ÇERÇEVE
Samiri ve Buzağı Kıssası - Kur'an'ın Özgün Mesajı
GENEL ÇERÇEVE
Samiri ve Musa arasında geçen kıssa, Kur'an'a özgü bir anlatıdır. Bu hikaye Tevrat'ta yer almaz; benzer bazı unsurlar bulunsa da bu tamamen Kur'an'ın özgün mesajlarından biridir. Kıssa, Taha Suresi 80-99. ayetler arasında, toplam 19 ayette anlatılmaktadır.
GİRİŞ AYETLERI VE BAĞLAM (80-85. AYETLER)
Kıssanın giriş bölümünde Allah, İsrailoğullarına yapılan lütufları hatırlatır:
- Düşmandan kurtarılmaları
- Tur Dağı'nın sağ yanında verilen söz
- Kudret helvası ve bıldırcın indirilmesi
Bu giriş cümleleri, ayetlerin bütünü içinde bir ön hazırlık niteliğindedir. Mesaj şudur: "Yahudi kavmine bu kadar lütufkâr davrandım, ama sizler ne yaptınız?" Bu soru, sonraki olayların zeminini hazırlar.
Allah'ın bağışlayıcılık vurgusu: "Şüphe yok ki ben tövbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hak yolunda sebat gösteren kimse için çok bağışlayıcıyım."
MUSA'NIN KAVMİNDEN AYRILMASI
"Ey Musa, seni kavminden daha çabuk gelmeye sevk eden nedir?" sorusu kilit bir noktadır. Musa'nın cevabı: "Onlar benim izimdeler. Ben sana acele ettim ki hoşnut olasın."
Geleneksel yorumda bu, sevgiliye kavuşma iştiyakı olarak okunur. Ancak olayın arka planı farklıdır:
Musa, kavminde alttan alta kaynayan olumsuz hareketlerin ve hoşnutsuzlukların varlığını hisseder. Toplum içindeki rahatsızlığı sezer. Bu nedenle Tur Dağı'na çekilip düşünmek, bir çözüm arayışına girmek ister. Burada bir "sevgiliye kavuşma" hikayesi değil, bir liderlik krizi ve çözüm arayışı vardır.
Bunu destekleyen kanıt: Hemen ardından gelen ayette Allah, "Doğrusu biz senden sonra kavmini imtihan ettik. Samiri onları saptırdı" der. Bu olaylar bir anda olmaz; alttan alta kaynayan bir süreç vardır ve Musa bunun farkındadır.
MUSA'NIN ÖFKELİ DÖNÜŞÜ (86. AYET)
Musa öfkeli ve üzgün olarak kavmine döner: "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaad ile söz vermedi mi? Size bu süre mi çok uzun geldi? Yoksa Rabbinizden size bir gazap inmesini arzu ettiniz de mi bana olan vaadinizden caydınız?"
Bu, yukarıdaki analizle örtüşür: Musa, toplumundaki kaynamayı biliyordu ve artık olay patlamıştır.
KAVMİN CEVABI VE "ATMA" KAVRAMI (87. AYET)
Kavim: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden caymadık."
"Kendiliğimizden" ifadesi önemlidir. Bu kavram Hızır-Musa kıssasında da geçer. Kimse kendiliğinden, durup dururken konumunu değiştirmez. Dışarıdan bir etki olması gerekir ki konum değişsin. "Kendiliğimden yapmadım" demek, "birisi beni yönlendirdi" demektir.
"Fakat biz o kavmin süs eşyasından birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları attık."
Buradaki kritik yorum:
- Orijinal metinde sadece "onları attık" der. "Ateşe attık" ifadesi Kur'an'da yoktur. Ateşe atılma söz konusu değildir.
- "Yüklenen" şey altın veya mücevherat değildir. Yüklenen şey ÖKÜZE TAPMA KÜLTÜRÜDÜR.
- Altınlar, mücevherat, zenginlik gibi kavramlar kültürel birer yüktür.
Mısır'dan Çıkış Gerçeği:
- İsrailoğulları Mısır'dan kaçarak çıkmışlardır.
- Köle statüsündeydiler, aşağı tabakadandılar.
- Komşularının veya Mısır'ın yerli halkının altınlarını çalamazlardı.
- Canlarını kurtarmak durumundaydılar.
- Dolayısıyla beraberlerinde altın mücevherat taşımış olmaları mantıksızdır.
"Atma" kavramının gerçek anlamı: Kur'an'da Musa ile Firavun kıssasında da sihirbazlar ipleri "atarlar". Atma öncesinde "Sen mi atacaksın, biz mi atacağız?" diye sorulur. Ortada atılacak fiziksel bir şey yoktur. Atılan şey, içte saklanan niyet, düşünce ve inançlardır. Bunları dışarıya yansıtmaktır "atmak."
SAMİRİ VE "BÖĞÜREN BUZAĞI" (88. AYET)
"Nihayet Samiri onlara böğüren bir buzağı heykeli ortaya çıkardı."
ORTADA FİZİKSEL BİR ALTIN BUZAĞI YOKTUR.
Geleneksel anlatıda:
- Altınlar Samiri'ye verilir
- Samiri ateşte eritir
- Altından bir buzağı heykeli yapar
- Bu heykel bir şekilde böğürür
Ancak Kur'an'da ne ateş ne eritme ne de altından heykel yapma vardır.
Eski müfessirlerin böğürme açıklaması: Altından buzağının ağzı açık bırakılmış, rüzgâr girip çıkınca böğürme sesi çıkarmış. Bu açıklama akla zıyandır; o toplum bir ineğin nasıl böğürdüğünü bilmez mi? Böyle bir ses gerçek böğürme sesi olamaz.
BÖĞÜRME'NİN GERÇEK ANLAMI:
Samiri'nin ortaya çıkardığı, toplumun içinde gizlice barındırdığı Apis öküzüne tapınma kültüdür.
Toplum, Musa dağa çekilince önceden başlayan hoşnutsuzluk ve homurdanmayı açığa vurdu. Kur'an, öküze tapma kültünü içselleştirmiş bu insanların tepkilerini "öküzün böğürmesi" şeklinde anlatır.
Bunun nedeni: O toplumu aşağılamaktır. Günlük dilde de kullanılan "ne öküz gibi böğürüp duruyorsun" veya "köpek gibi havlayıp durma" ifadelerindeki gibi, davranış, inanılan kültür üzerinden betimlenir. Ortada gerçek bir köpek veya öküz yoktur; bir benzetme yapılmaktadır. Toplumun isyanı, protestosu "öküz gibi böğürme" olarak nitelenir.
Bu anlam kabul edildiğinde "buzağı var mıdır, altından mıdır, gümüşten midir" tartışmasına ihtiyaç kalmaz.
SAMİRİ VE ADAMLARININ İDDİASI
Samiri ve ona inanan grup: "Sizin de Musa'nın da ilahı işte budur. Ama o (Musa) bunu unuttu."
"Musa'nın da ilahı buydu" ifadesi: Musa anadan doğma peygamber değildi. Geleneksel anlayışa göre de Firavun'un sarayında büyüdü, o kültürde yetişti. Peygamberlik bilgisine ve idrakine ulaşıncaya kadar içinde yaşadığı toplumun kültürüyle büyüdü. Yani bir dönem onun da, o halkın da tanrısı Apis öküzüydü. Bu Kur'an'ın kendi ifadesidir.
TOPLUMSAL RAHATSIZLIĞIN TEMELİ
Rahatsızlığın temel nedenlerinden biri:
- Musa, Apis öküzüne tapınmayı yasakladı.
- Soyut bir Allah/tanrı kavramından bahsetmeye başladı.
- Oysa toplumun somut bir tanrısı vardı.
- Toplum, gözle görülmeyen ve elle tutulmayan bir tanrıyı anlamakta ve kabulenmekte zorlanıyordu.
- İçlerinde sakladıkları ilah anlayışı hâlâ öküzdü.
- Musa'nın bahsettiği ilahı asla içselleştirememişlerdi.
89. AYET: BUZAĞININ ACZİYETİ
"Onlar görmüyorlar mıydı ki o buzağı kendilerine hiçbir sözle karşılık vermiyordu. Onlara ne bir zarar ne de bir yarar vermeye sahip bulunmuyordu."
Bu ayet, böğürme kavramının doğru anlaşılmasıyla anlam kazanır. Toplumun tutunduğu inanç ve sembol, aslında onlara ne zarar ne yarar verebilen bir hiçliktir. Kült sembolü olan heykel varsa bile (belki boyunlarına astıkları bir figür olarak), o konuşamaz, yarar veya zarar veremez.
HARUN'UN DURUMU (90-94. AYETLER)
Harun, Musa'nın yokluğunda kavmi uyarmıştı: "Ey kavmim, siz bununla imtihana çekildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Gelin buna uyun ve emrime itaat edin."
Kavmin cevabı: "Musa bize dönüp gelinceye kadar biz ona (eski inanca) tapmaya elbette devam edeceğiz."
Bu cevap şunu ortaya koyar: Toplum Musa'yı önder kabul eder ama Harun'un sözüne bakmaz. Samiri'nin gösterdiğinin doğru olduğuna, ellerle tutulan ve gözlerle görülen bir Rab anlayışının daha tutarlı olduğuna inanırlar.
Musa gelince Harun'a kızar, sakalını çeker: Harun'un savunması: "Ey anamın oğlu, sakalımı başımı tutma. Ben senin 'İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözüme bakmadın' diyeceğinden korktum."
TEVRAT-KUR'AN FARKI:
- Yahudi kaynakları (Tevrat) bu işi Samiri'yi kullanmadan doğrudan Harun'un yaptığını söyler.
- Oysa Kur'an'da Harun, Musa'nın yardımcısıdır.
- Tevrat kaynaklarında bile "Musa Allah'tır, Harun da onun peygamberidir" denir.
- Çelişki: Madem Harun, tanrı olan Musa'nın peygamberi ise neden toplumu yoldan çıkarsın?
SAMİRİ'NİN SAVUNMASI VE RESULLİK BİLGİSİ (95-96. AYETLER)
Samiri'nin cevabı: "Onların görmedikleri bir şeyi gördüm ben. Resulün izinden bir avuç aldım."
METİN KRİTİĞİ - Orijinalde olmayan eklemeler:
- "Sana gelen ilahi elçinin" → "Sana gelen" yoktur
- "Cebrail'in" → Kur'an'da bu bağlamda Cebrail geçmez
- "Bir avuç toprak" → "Toprak" yoktur Kur'an'da
- "Erimiş mücevheratın içine attım" → "Erimiş mücevherat" yoktur
GERÇEK ANLAM: Samiri, risaletten (resullük bilgisinden, resullük idrakinden) bir tutam sahibi olmuştur. Resulün bilgisine bir ölçüde sahiptir. Musa resuldür, ancak Samiri de onun kadar olmasa bile resullük idrakinden pay almıştır.
O resullük bilgisini kullanarak topluma bir gerçeği göstermiştir: Yahudi toplumunun içinde barındırdığı Apis öküzü kültünü açığa çıkarmıştır. "Siz busunuz. Rahman'a falan secde etmiyorsunuz. Putperestlik kültürünüz hâlâ devam ediyor" demiştir.
VE SAMİRİ'NİN SÖYLEDİĞİ DOĞRUDUR.
Bu gerçeği ancak bir resul veya resullükten pay alan biri gösterebilirdi.
"Bunu bana böylece nefsim hoş gösterdi" → Bu çok önemli bir ifadedir: kendi iç görüsünün, kavrayışının onu bu eyleme yönlendirdiğini belirtir.
SAMİRİ'NİN GELENEKSEL YORUMDA LANETLENMESI: Müslüman müfessirler Samiri'yi lanetlerler. Oysa Kur'an, onun resullük bilgisine az veya çok sahip olduğunu söyler. Neye göre suçlanmaktadır? Gösterdiği şey doğruydu, yanlış değildi. O toplumun içindekini onlara göstermiştir.
SAMİRİ'NİN MUSA'YA DOLAYLI DERSİ: "Ey Musa, insanların gönlü, aklı ve hayatı somut değerler üzerinden devam eder. Bir topluluğu bir inanç üzerinde devam ettirmek istiyorsan, o topluma uluhiyeti (ilahlığı) hatırlatacak somut bir değer vermen lazım."
SOYUT TANRI - SOMUT PUT DİYALEKTİĞİ (EVRENSEL İLKE)
Bu kıssanın evrensel mesajı:
Bütün dinler, soyut bir tanrıyı anlamakta ve idrak etmekte aciz olan kitlelerin bu durumunu bilirler. Bu nedenle peygamberler toplumlara somut ve kutsal mekanlar gösterirler. Kitleler için somut değer, ancak tanrıyı temsil eder. Tanrıyla, ilahla ancak bu şekilde ilişki kurarlar.
Örnekler:
- KABE: Allah ile ilişki kurmanın somut, elle tutulan, gözle görülen bir varlığıdır.
- CAMİLER, KİLİSELER, HAVRALAR, KUTSAL MEKANLAR: Devasa yapıları, tanrısallığı anlatmak ve tanrısallık önünde insanın kendini küçük hissetmesini sağlamak içindir.
- Bu devasa yapılar karşısında hayranlık duyan kişi, inandığı dinin yüceliğine ancak böyle inanır.
SAMİRİ'NİN CEZASI (97. AYET)
Musa, Samiri'ye fiziksel bir ceza vermez: "Hadi çekil git. Artık senin için hayat boyunca benimle temas yok." Samiri yalnız yaşamaya mahkum edilir.
"Bir de ibadet edip durduğun ilahına bak. Elbette biz onu yakacağız. Sonra da kül edip muhakkak onu denize savuracağız."
ALTIN KÜL OLMAZ:
- Altın yakılırsa kül olmaz, erimiş haline gelir ve sonra donar.
- Altın tanecikleri kırılır, parçalanır, altın tozuna dönüştürülür ama asla kül olmaz.
- Bu, fiziksel bir altın buzağı heykeli olmadığının bir başka kanıtıdır.
- "Yakacağız ve denize savuracağız" ifadesinin gerçek anlamı: "Senin oluşturmaya çalıştığın anlayışı yerle bir edeceğim, yok edeceğim."
Musa bunu başarabildi mi? HAYIR. Hayatın akışı içerisinde Samiri'nin söylediği hakikat devam etti. Toplumlar somut değerlere tutunmaya devam etti.
98-99. AYETLER: SONUÇ
-
ayet: "Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'tır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır."
-
ayet: "Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böyle anlatıyorum."
Bu ayet açıkça bunun bir "geçmiş hikaye" olduğunu ve iç yüzünün anlatıldığını belirtir.
"Katımızdan" diye çevrilen ifade orijinalde "min ledunna"dır - Hızır-Musa kıssasında da kullanılan aynı ifade. Hikayenin dış görünüşü değil, iç yüzü ve gerçek anlamı aktarılmaktadır.
RESULLÜK KAVRAMI VE GÜNÜMÜZ
Kur'an, resullükten pay almış bir insandan (Samiri) bahseder.
Günümüzde resul kimdir?
- Toplumun algısını, yaşam anlayışını vizyoner derecede geliştiren kişiler
- Toplumun hayat tarzına önemli bir değişim yaratan vizyon sahipleri
Resullükten pay alanlar kimdir?
- Teknolojik ve bilimsel anlamda keşifler, icatlar yapanlar
- Toplumsal hayatı derinden etkileyecek keşif ve icatlar, resullük idraki olmadan gerçekleşmez.
MODERN PUTPERESTLIK
Soyut bir tanrı anlayışı, toplumda gerçek boyutlarıyla mevcut değildir.
İnsanlar bugün eski kültürlerine dayalı olarak putperest eğilimlerdedirler. Ancak günümüz putları, geleneksel anlamdaki heykellerin önünde secde etmek şeklinde değildir.
Put: Hayatımızı etkileyen, yöneten ve yönlendiren her şey putumuz olabilir.
- Araba, bina, altın ve benzeri maddi değerler
- Cep telefonu: Kur'an'daki buzağıdan daha etkin bir araçtır. Milyonlar ona "tapınır" - namaz kılar gibi eğilme anlamında değil, hayatı o derece etkileyen ve yönlendiren bir araç olması anlamında.
Toplumlar bu tür putlarla yönetilir. Soyut bir ilah anlayışını anlamak ve içselleştirmek çok zordur.
Toplumlar hayatını idame ettirmek, kutsalını yüceltmek ve bir kutsal anlayışına ulaşmak için kaçınılmaz olarak somut değerlere (putlara) ihtiyaç duyar. Bu putlar hayatımızın o kadar içindedir ki farkına bile varmayız. Bizi yöneten, yönlendiren ve hayatımıza hakim olan her araç, putumuz olmuştur.
ÖZET: KISSANIN ANA TEZLERİ
- Samiri kıssası Kur'an'a özgüdür, Tevrat'ta yoktur.
- Ortada fiziksel bir altın buzağı heykeli yoktur.
- "Böğürme", toplumun öküz tapıncı kültürü üzerinden gösterdiği isyan tepkisidir.
- "Atma", içte saklanan inançların dışarıya vurulmasıdır.
- Ateşe atma, eritme gibi unsurlar Kur'an metninde yoktur; sonradan eklenmiştir.
- Samiri, resullük bilgisinden pay almış ve toplumun gerçek yüzünü gösteren bir figürdür.
- Samiri'nin söylediği doğrudur: toplum hâlâ putperestti.
- Soyut tanrı kavramı kitlelerce anlaşılamaz; bu yüzden tüm dinler somut kutsal mekanlar sunar.
- Altın yakılınca kül olmaz - bu, fiziksel bir heykel olmadığının kanıtıdır.
- Musa, Samiri'nin ortaya koyduğu gerçeği yok edemedi; toplumlar somut değerlere tutunmaya devam etti.
- Putperestlik günümüzde de devam eder, sadece biçim değiştirmiştir.
- Resullük kavramı günümüzde vizyoner liderlik ve toplumu dönüştüren keşiflerle karşılık bulur.
İlgili Kavramlar
Rab
Bireyin yaşam biçimini belirleyen ilke ve prensipler
Cin
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
Asa
İlim, hikmet ve argüman gücünün sembolü
Âdem
İnsanlığın sembolik temsili ve bilinç potansiyeli
Firavun
Güç ve otorite temelli yönetim anlayışının sembolü
Allah
Mutlak varlık, tüm isimlerin ve sıfatların kaynağı
İlgili Yazılar
RAB KAVRAMI: KURAN PERSPEKTİFİNDEN KAPSAMLI BİR ANALİZ
Rab sözcüğü sözlükte şu anlamlara gelir: Rab sözcüğü Kur'an'da 962 yerde geçmektedir. Bu denli yoğun kullanım, kavramın önemini kendiliğinden ortaya koymaktadır. Araplar günlük dilde "Rabbül beyt" (evin rabbi) ifadesini kullanırlar.
Melek Kavramı — Kapsamlı Bilgi Dosyası (Bölüm 1)
Varlıklar iki temel kategoriye ayrılır: Hükmi varlıklar dış dünyada bağımsız gerçek varlıklar olarak mevcut değildir. Bunlar algısal gerçeklerdir, zihinsel değerlerdir. Gerçek varlıkların iman edilmesine ihtiyaç yoktur — dağ vardır, dağa iman etmeye gerek yoktur; nehir vardır, nehre iman etmeye lüzum yoktur.
Kozmoloji, Evren ve İnsan – Temel Bilgiler ve Kavramlar
Kozmoloji, kısaca "evren bilim" demektir. İçinde yaşadığımız evrenin (kainatın, alemlerin) ne olduğunu, nasıl olduğunu, ona nasıl baktığımızı inceleyen bilim dalıdır. Kozmoloji şu temel soruları ele alır: İlk insan kavramı, klasik anlamda Adem ile başlatılır.
Kehf Suresi: Hızır-Musa Kıssası – Kapsamlı Analiz ve Mesajlar
Bu belge, Kur'an-ı Kerim'deki Kehf Suresi'nde yer alan Hızır-Musa kıssasının derinlemesine analizini içermektedir. Kıssadaki üç temel olay, bunların açıklamaları, surenin vermek istediği mesajlar, peygamberlerin bilgi kaynakları, kader kavramı, hukuki ve etik değerlendirmeler ve günümüze yönelik uyarılar ele alınmaktadır. Hızır, bu üç olayın ardından şunu söyledi: **"Ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım.