MetodolojiKur'an ve Sembolizm · 2

Kur'an ve Sembolizm – Temel Kavramlar ve İlkeler (Bölüm 2)

1. Kur'an'ın Yaşam Odaklı Daveti

Niyazi Balin10 dk okuma1.672 kelimeVideoyu izle

Kur'an ve Sembolizm

Bölüm 2 / 2

Kur'an ve Sembolizm – Temel Kavramlar ve İlkeler (Bölüm 2)

Bu belge; Kur'an'ın sembolik dili, yaşam odaklı mesajı, mistisizm eleştirisi, melek-cin-şeytan kavramlarının gerçek anlamı, esfele safilin-ahsen-i takvim kavramları, Kur'an'ı bugünleştirme gerekliliği, deizm eleştirisi ve bilgi-bilgelik ayrımı konularını kapsamlı şekilde ele alır.


1. Kur'an'ın Yaşam Odaklı Daveti

Kur'an insanları yaşam alanına davet eder, yaşam dışı bir alana değil. "Gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar" ifadesi; yaşamın içindeki hakikatleri görme ve duyma kapasitesiyle ilgilidir. Bu ayet, insanın yaşamın akışını, hakikatini, doğallığını ve yaşam süreçlerini göremediği durumu ifade eder.

Kur'an'ın daveti şudur:

  • Görüleni görmek (görünmez varlıkları aramak değil)
  • Duyulanı duymak (yaşam dışı sesleri aramak değil)
  • Hissedilmesi mümkün olanı hissetmek

Eğer bir algı yaşam tarafından onaylanmıyor ve doğrulanmıyorsa, eğer varlık o algının şahidi olmuyorsa, kişi zanlar içindedir ve hayal dünyasında yaşıyordur.


2. Görünmez Varlıklar Meselesi ve Sembolik Dil

Toplumda yaygın olan "görünmeyen varlıklar vardır, duyamadığımız sesler vardır, hissedemediğimiz şeyler vardır" inancı, Kur'an'a rağmen oluşmuş bir inançtır. Kur'an görülene, var olana, algılanabilene davet eder.

Cin, Şeytan, Melek Kavramları

  • Kur'an'da cin, şeytan, melek gibi kavramlar geçer. Ancak bunlar görünmez gerçek varlıklar değildir.
  • Hepsi görünür, sembolik bir dille anlatılan fiillerdir.
  • Hayatın, hareketin bir yansıması olarak sembolik dille anlatılırlar.
  • Yaşamın içinde var olan, herkesin şahit olduğu, yaşadığı olgulardır.

Melek Kavramının Yanlış Yorumları

  • Eski uygarlıklarda (Hristiyanlık, Yahudilik) melekler gerçek varlıklar olarak kabul edilmiştir. Kiliselerin tavanlarındaki melek motifleri bu anlayışın yansımasıdır.
  • Kur'an melekleri varlık olarak anlatmaz; sembolik olarak anlatır.
  • Bazı modernist/akılcı görünümlü ilahiyatçılar melekleri "varlığın güçleri" olarak tanımlar: yıldızlar, rüzgar, deprem, fırtına, deniz gibi. Ancak bu tanımlama da melekleri gerçek varlık gibi sunmaktır.
  • Bu yaklaşım Eski Yunan mitolojisinden farksızdır: fırtına tanrısı, gök tanrısı, denizler tanrısı, karanlıklar tanrısı. Eski Yunan bunlara "tanrı" der, bu yaklaşım ise "melek" der — kafa yapısı aynıdır, ikisi de aynı şeyi anlatır.
  • Kur'an'da meleğe "güç, kudret" (yani gerçek varlık) denildiğinde, mantıksal olarak Eski Yunan'ın tanrılarına kadar gidilir.

3. Mistisizm ve Halüsinasyon Eleştirisi

Görünmeyen varlıkların var olduğuna veya ulaşılamayan seslerin var olduğuna dair inanç, mistik dünyanın hezeyanlarıdır.

Mistik Deneyimlerin Gerçek Kaynağı

  • Mistik dünyada psikolojik sorunlar içinde olan, "erimişlik yolunda" yürüyen kişiler gerçekten halüsinasyon görür, kulaklarına sesler gelir, bazı şeylerin var olduğuna inanır.
  • Bunlar şizofreni, bipolar bozukluk, anksiyete veya akıl sağlığının zarara uğraması sonucu ortaya çıkan belirtilerdir.
  • Akıl hastanelerinde yüzlerce kişi duvarın, taşın, tahtanın, ağacın kendisiyle konuştuğunu ve diyalog kurduğunu söyler.
  • Mistiklerin yaşadığı deneyimler gerçektir (halüsinasyonları gerçekten görürler) ancak hastalıklıdır.

Bu İnancın Yayılma Mekanizması

  • Bütün tarikatlarda ve cemaatlerde bu anlayış hakimdir.
  • "Kalp gözünü açacağım, görülmeyeni göstereceğim" vaadi kullanılır.
  • Kişi bu halüsinasyonu bir değer olarak görür ve yaşamın hakikati sanır.
  • Bunun kendi subjektif ve hastalıklı algısının sonucu olduğunu fark edemez.
  • Zikir ve tekrar zikirleri, bu telkin sonrası kaçınılmaz olarak halüsinasyona götürür.
  • Kişi bir şeyler görür, sesler duyar; ancak bunun kendi eylemi, inancı ve yönelişinin sonucu olduğunu fark etmez ve bunu hakikat gibi algılar.

Toplumsal Sonuçları

  • Toplumda meczupların ve akılsızlıkların çokluğu bu durumla ilişkilidir.
  • Kur'an'ın "Akletmiyor musunuz?" diye suçladığı çoğunluk arasında bunlar da vardır.
  • Bu kesim akla itibar etmez, "imanı" önemser; ancak iman ile akıl arasında yapay bir çatışma yaratır.

4. Keramet Kavramı

  • "Keramet" sözcük olarak "kerem edilmiş, lütfa uğramış" anlamına gelir.
  • Cemaat liderleri ve şeyhler bu kavramı kullanarak "Ben sizlerin görmediğini, bilmediğini, duymadığını duyuyorum, görüyorum, biliyorum" iddiasında bulunmuşlardır.
  • Bu iddia ile hitap ettikleri toplum üzerinde hakimiyet kurmuşlardır.
  • Talebeler ve müritler, şeyhlerini taklit ederek bilerek isteyerek görülmeyeni görme ve duyulmayanı duyma arzusu peşinde koşmuşlardır.
  • Bu süreç psikolojik hastalıklara yol açmıştır.

5. Kalp Gözü Kavramının Gerçek Anlamı

"Gözleri var görmezler" ayeti çok yanlış anlaşılmış ve sanki ermişlere ait bir dünyayı anlatıyormuş gibi kabullenilmiştir. Oysa durum farklıdır:

  • "Kalp gözü açılsa bile yine bu gözle (fiziksel gözle) görürsün."
  • Kalp gözü, üçüncü bir göz veya farklı bir organ değildir.
  • Kalp gözü açıldığında görülen şeyler değişmez: yine araba, taş, dağ, su görülür. Başka bir şey görülmez.
  • Değişen şey: gördüklerini değerlendirme biçimi, idrak etme şekli ve sonuç çıkarma kapasitesidir.
  • Kur'an "gözleri var görmezler" derken bu fiziksel gözlerle görmeyi kasteder; başka mistik bir göz kastedilmez.
  • Toplum bunu bütünüyle değiştirmiş, "kalp gözü açılacak" diye başka bir anlam yüklemiştir.

6. Feraset Kavramı

"Müminin ferasetinden korkun. O Allah'ın nuru ile bakar" hadisi önemli bir ayrım ortaya koyar:

  • Feraset = Keskin görüş, keskin bakış
  • Hadis "müminin kerametinden" demiyor, "müminin ferasetinden" bahsediyor.
  • "İçine doğuşundan" da bahsetmiyor; ferasetten (keskin görüşten) bahsediyor.
  • Keskin görüş, akıl olmadan olmaz. Akli değerleri yitirmiş bir insanın keskin görüşü olamaz.
  • Bu hadis, mistik deneyimleri değil; akla dayalı keskin algıyı ve değerlendirmeyi işaret eder.

7. Tin Suresi: Ahsen-i Takvim ve Esfele Safilin

Tin Suresi Ayetleri

"Andolsun incir ve zeytine, ve Tur-i Sina'ya ve emin beldeye."

  • Bu yeminler, varlık değerlerine yapılan yeminlerdir.
  • Bazı yorumlara göre: zeytin → Hz. İsa (zeytin dağı), Tur-i Sina → Hz. Musa, emin belde (Mekke) → Hz. Muhammed. Ancak bunlar sembolik yorumlardır; alınıp alınmaması bireysel tercihe bağlıdır.
  • Daha genel okuma: dini önderlerin yaşamında önemli yer tutmuş varlık değerlerine yemin edilmesidir. Kur'an başka yerlerde de başka varlıklara yemin eder — yani Kur'an varlığa yemin eder.

Ahsen-i Takvim (En Güzel Biçimde Yaratılış)

  • "Gerçekten biz insanı en güzel bir biçimde yarattık" — ahsen-i takvim üzere: güzel, düzgün, kusursuz denecek kadar düzgün.
  • İnsan tertemiz, saf bir şekilde yaratılmıştır.

Esfele Safilin (Aşağıların Aşağısı)

  • "Sonra onu aşağıların aşağısına döndürdük."
  • Esfele safilin bir yer değildir; bir anlayış ve yaşam biçimidir.
  • Yaratıcı insanı oraya atmamıştır; bu durum sonradan oluşur.
  • İnsan belli bir yaşa geldikten sonra (yaklaşık 18 yaşından sonra), toplumsal yaşamdan algıladığı, öğrendiği, benimsediği iyi veya kötü şeyleri bir bulamaç yapıp o bulamacın içinde yaşamaya başlar. İşte esfele safilin bu yaşam biçimidir.

Esfele Safilinin Biçimleri

  • Kimisi cemaat içinde görünmeyen varlıklara inanmış, onları görme peşine koşmuştur.
  • Kimisi "tanrı yoktur" deyip ateist dünyaya yönelmiştir.
  • Kimisi "tanrım benim içimde" demiştir. Bu çok yaygındır: "Benim tercihlerim, dünya görüşüm, hayat anlayışım benim rabbimdir" demektir.
  • Bütün bunlar esfele safilindir.

Esfele Safilinden Çıkış

  • Herkes kaçınılmaz olarak esfele safiline düşer: peygamberler, dahiler, ermişler, veliler — istisnasız herkes.
  • Bu, ayetin devamından anlaşılır: "Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka."
  • "Başka" ifadesi, bunun düşülen bir yer değil bir durum olduğunu gösterir.
  • İnandığı gibi doğru dürüst, adam gibi, ilkeli yaşamaya gayret edenler bu çukurdan çıkabilir.
  • Onlar için kesintisiz, tükenmeyen bir ecir (mükafat) vardır.
  • Bu bir kader değildir; çıkmak mümkündür.

Esfele Safilinde Kalanlar

  • Sadece ateistler ve deistler değil, dindarlar da esfele safilindedir.
  • Tarikat mensupları da, cemaat mensupları da esfele safilindedir.
  • Kur'an'ın hakikatine vakıf olmadan ve onu yaşam biçimine dönüştürmeden esfele safilinden çıkış yoktur.

8. Kur'an'ı Bugünleştirme Gerekliliği

Eski Tefsirlerin Yetersizliği

  • 300, 500 veya 1000 yıl önce yapılmış Kur'an anlatımları ve tefsirler bugüne deva ve çare olmaz.
  • Her tefsir, yazıldığı dönemin kültürüyle karışarak anlatılır; mecburen kültür üzerinden anlatılır.
  • O kültürlere (500 yıl önceki, 1000 yıl önceki) bugünün insanı yabancıdır: kavramsal olarak, dil olarak ve yaşam biçimi olarak.
  • Geçmişteki müfessirler günümüze gelseler şaşırıp kalırlar ve "Biz Kur'an'ı açıklamış sayılmayız" derlerdi.
  • O tefsirler kendi dönemleri için bir derde deva olmuştur; ancak bugün için yetersizdir.

Bugünün Gereklilikleri

  • Kur'an'ı bugünün kültürü üzerinden anlam vermek zorunludur; geçmişin kültürü üzerinden değil.
  • Bugün kuantum var, bilgisayar var, elektrik var, dünyanın yuvarlaklığı ilkesi var, hayatın akışının anlamı var.
  • Dünya o kadar değişmiştir ki geçmişteki Kur'an anlayışı bugüne hitap etmez.
  • "Falanca hoca efendi, falanca mürşit efendi" diyerek geçmiş otoriteleri takip etmek bugüne hitap etmez.

9. Hevasını Rab Edinmek (Casiye Suresi)

Casiye Suresi'ndeki "Hevasını rab edineni gördün mü?" ayeti şu anlama gelir: "Benim çıkarım, benim dünyam, benim tercihlerim benim rabbimdir."

Temel Özellikler

  • Bu ayet birinci derecede tüm sapkın din anlayışlarını kapsar.
  • Hevasını rab edinenlerin beşi bir araya gelse, her birinin rabbi kendine özeldir; bağımsız bir rabdir.
  • Ortak bir rab anlayışları yoktur.
  • Ortak bir rab olmadığı için rabbin ortak bir prensibi de yoktur.

10. Deizm Eleştirisi

Deizmin Temel Sorunu

  • Deistler, entelektüel anlamda korkak insanlardır. Ateistler daha cesurdur çünkü en azından kendilerini bir inançla kandırmazlar.
  • Deistler kendilerini kandırırlar; ateistten pratikte farkları yoktur ancak "ben tanrıya inanıyorum" derler.
  • Nasıl bir tanrıya inandıkları sorulduğunda: "O bana ait" derler.

"Benim Tanrım Benim İçimde" İddiasının Çürütülmesi

  • Sana ait bir tanrı olmaz. Kimseye ait bir tanrı olmaz.
  • Tanrı/Allah ortak bir değer olmalıdır.
  • "Tanrım benim içimde" diyen kişiye "Ne söylüyor sana tanrı? Ne öneriyor? Nasıl yaşamanı öneriyor?" diye sorulduğunda cevap veremez.
  • Kişinin içindeki, tanrı değil kendi bencilliğidir. İronik olarak söylenirse: içindeki tanrı değil, şeytanıdır.
  • Tanrı kimsenin içinde olmaz; peygamberin de içinde olmaz. Böyle bir şey yoktur.
  • "Bana göre tanrı budur" da olmaz. İnsan bir davetçi değildir ki "bana göre" desin.
  • Tanrı anlayışı ancak bir vahiy/kutsal metin üzerinden olabilir: Kur'an'a göre, İncil'e göre, Tevrat'a göre, Zebur'a göre veya başka bir inanç sistemine göre.

Yaratıcı İddiasının Boşluğu

  • Deistler "bir yaratıcının varlığına inanıyoruz" der; ancak:
    • O yaratıcının ne olduğuna dair açıklama getiremezler.
    • Nerede olduğuna dair fikirleri yoktur.
    • Nasıl olduğuna, ne söylediğine dair tasavvurları yoktur.
  • Altı kazındığında ortaya çıkan şey: "Çaresizliğimin adı tanrıdır."
  • Yapılması gereken: beyni ve aklı bilimsel bilgiyle ya da vahyi bilgiyle geliştirmektir.

11. Bilgi Sahibi Olmak ile Bilge Olmak Arasındaki Fark

Kitap Yüklü Eşekler (Kur'an Tabiri)

  • Kur'an, sadece bilgi yüklenmiş ama algı geliştirememiş insanları "kitap yüklü eşekler" olarak tanımlar.
  • Eşeğe yüklenen kitap, eşeği bilge yapmaz; aynı şekilde zihne doldurulan bilgi de kişiyi bilge yapmaz.
  • Üç üniversiteden diploma almak, birçok dalda profesör olmak, "kitap yüklü eşekten" farksız olabilir.

Bilgi Sahibi Olmak

  • En kötü hali: kitap yüklü eşek olmaktır (bilgi yüklenmiş ama hiçbir şey anlamamış).
  • En "iyi" hali bile: bencilliğiyle haşır neşir içinde olmaktır.
  • Bilgi kirliliğinin malulü durumunda kalmaktır.

Bilge Olmak

  • Bilgelikte iman vardır, idrak vardır.
  • Yaşamın bilinmesi gereken hakikatlerinin varlığına yönelmek vardır.
  • İnsanlar bilgi sahibi olmaya çalışır; bilge olmaya çalışmaz. Oysa asıl hedef bilgelik olmalıdır.
  • Bilgelik yolunda yürümek için tüm bu unsurlara (iman, idrak, yaşam hakikatleri) yönelmek gerekir.

12. Esfele Safilinin Oluşum Süreci (Doğuştan Değil, Sonradan)

  • Olmayan varlıkları görme durumu hastalıklı bir durumdur.
  • Kur'an'a göre bu durum sonradan oluşmuştur; doğuştan değildir.
  • Hocalar, üstatlar, şeyhler tarafından yönlendirme sonucu bu bozulma meydana gelmiştir.
  • İnsan tertemiz doğar; esfele safiline sonradan döndürülür.
  • Döndürülme sebebi: toplumsal yaşamdan edinilen değerlerin, inançların ve anlayışların karışımıdır.

Özet İlkeler

  1. Kur'an yaşama davet eder, yaşam dışına değil.
  2. Cin, şeytan, melek gibi kavramlar gerçek varlıklar değil, sembolik dille anlatılan fiillerdir.
  3. Görünmeyeni görme, duyulmayanı duyma iddiaları mistik dünyanın hezeyanlarıdır ve psikolojik hastalık belirtileridir.
  4. Kalp gözü farklı bir organ değil; idrak ve değerlendirme biçiminin değişmesidir.
  5. Feraset (keskin görüş) akla dayalıdır; keramet değil feraset önemlidir.
  6. Ahsen-i takvim: İnsan kusursuz yaratılmıştır. Esfele safilin: Bir yer değil, problematik bir yaşam biçimidir. Çıkış yolu iman ve salih ameldir.
  7. Kur'an bugünleştirilmelidir; eski tefsirler bugüne hitap etmez.
  8. Hevasını rab edinmek: Kendi çıkarlarını, tercihlerini tanrı edinmektir.
  9. Deizm, entelektüel korkaklıktır; bireysel tanrı anlayışı olamaz, tanrı ortak bir değer olmalıdır.
  10. Bilgi sahibi olmak bilgelik değildir; bilgelik iman, idrak ve yaşam hakikatlerine yönelmeyi gerektirir.

İlgili Yazılar

Metodoloji

Kur'an'da Sembolizm, Adem Kavramı ve İsimlerin Öğretilmesi

Kur'an'daki kıssalar (Musa'nın denizi yarması, İbrahim'in ateşe atılması, Nuh'un gemisi vb. ) tarihsel olarak gerçekten yaşanmış olaylar olarak değil, sembolik anlatımlar (misaller) olarak değerlendirilmelidir. Bu hikayeler insanlığın ortak deneyimlerinden beslenen, insanları etkileyen anlatılardır.

Niyazi Balin10 dk21 kavram
MetodolojiKur'an ve Sembolizm

Kur'an ve Sembolizm — Bölüm 1

Bu belge, Kur'an'ın sembolik dili, mecazi ifadeleri, temel kavramları ve ayetlerin yorumlanma biçimlerine dair kapsamlı bir bilgi kaynağıdır. Kur'an mesajını anlama, sembolik dili çözümleme ve ayetleri hayatın gerçekliği içinde değerlendirme yaklaşımını temel alır. Kur'an, mesajlarında son derece güçlü bir sembolik dil kullanır.

Niyazi Balin12 dk22 kavram
VarlıklarMelek Kavramı

Melek Kavramı — Kapsamlı Bilgi Dosyası (Bölüm 1)

Varlıklar iki temel kategoriye ayrılır: Hükmi varlıklar dış dünyada bağımsız gerçek varlıklar olarak mevcut değildir. Bunlar algısal gerçeklerdir, zihinsel değerlerdir. Gerçek varlıkların iman edilmesine ihtiyaç yoktur — dağ vardır, dağa iman etmeye gerek yoktur; nehir vardır, nehre iman etmeye lüzum yoktur.

Niyazi Balin12 dk24 kavram
Manifesto

Kur'an Mantığı, Din Anlayışı ve Düşünce Sistemi

Bu belge; mevcut din anlayışının sorunlarını, Aristo mantığı ile Kur'an mantığı arasındaki temel farkları, "mucize" kavramının eleştirisini, Kur'ani kavramların doğru anlaşılması gerekliliğini ve düşünce temelli yeni bir yaklaşım çağrısını kapsamaktadır. Bugünkü yaygın din anlayışı; namaz, ibadet ve ritüelleri merkezine alan, bunları "öbür dünya" endeksli bir yaşam biçimine indirgeyen bir yapıdadır. Bu anlayışta din, bu dünya için değil, ölüm sonrası için yaşanır.

Niyazi Balin10 dk23 kavram

Temel İlkelerimiz

Bu platformun dayandığı dört temel yaklaşım.

Akıl ve Mantık Temelli

Kur’anı geleneksel kalıpların ve Aristo mantığının dışında, kendi iç mantığıyla anlamaya çalışıyoruz.

Kur’an Merkezli

İsrailiyat etkisini, hadis rivayetlerinin sorunlarını ve Tevrat kaynaklı anlatıları eleştirel gözle değerlendiriyoruz.

Sorgulayıcı

Sorgulamak imanın zıttı değildir. Kur’an sürekli olarak “akletme”, “düşünme” ve “tefekkür” çağrısında bulunur.

Yaşam Odaklı

Din, ölüm sonrası için değil, yaşam için bir rehberdir. Cennet ve cehennem bu dünyanın kavramlarıdır.

Arama

Sayfa, yazı veya kavram arayın.