Tevhit
Varlığın birliği ve bütünlüğü ilkesi
Geleneksel Anlam
Geleneksel İslam'da tevhit, dinin en temel ve vazgeçilmez ilkesidir: Allah'ın bir ve tek olduğuna, O'ndan başka ilah bulunmadığına iman etmektir. 'Lâ ilâhe illallah' cümlesi, tevhidin özeti ve İslam'a girişin anahtarı kabul edilir. Tevhit inancı, Allah'ın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde ortağı olmadığını, ibadetin yalnızca O'na yapılması gerektiğini ve hâkimiyetin yalnızca O'na ait olduğunu kapsar.
İslam âlimleri tevhidi; tevhid-i ulûhiyyet, tevhid-i rubûbiyyet ve tevhid-i esmâ ve sıfat olarak üç ana kategoride inceler. Tevhidin zıddı olan şirk, yani Allah'a ortak koşmak, İslam'da affedilmeyecek en büyük günah olarak kabul edilir.
Yeniden Yorumlanan Anlam
Bu yaklaşımda tevhit, bir inanç dogması olmaktan öte, varoluşun birliği ve bütünlüğü ilkesini ifade eden derin bir felsefî kavrayıştır. Evrende ayrı ve bağımsız varlıklar yoktur; her şey tek bir kaynaktan beslenen, birbiriyle bağlantılı ve birbirini etkileyen bir bütünün parçasıdır. Tevhit bilinci, insanın kendisini evrenden, doğadan ve diğer varlıklardan ayrı görmesinin bir yanılsama olduğunu kavramasıdır.
Modern fizik, ekoloji ve sistem biliminin ortaya koyduğu karşılıklı bağımlılık gerçeği, tevhit ilkesinin bilimsel bir doğrulaması olarak okunabilir. Tevhidi gerçekten anlamak, parçalanmış algıdan bütünsel bilince geçiş yapmak, 'ben ve öteki' ayrımını aşarak varoluşun tekliğini hem zihinsel hem de yaşamsal düzeyde deneyimlemektir.