Kur'an Tefsirinde Tevrat'ın Etkileri
Tevrat'ın Önemi ve Kapsamı
Bu düşünce platformunu şekillendiren temel ilkeler
Her yorum ve analiz, akıl ve mantık süzgecinden geçirilir. Dogmatik değil, rasyonel bir yaklaşım benimsenir.
Kavramlar, Arapça kök anlamları ve dilbilimsel bağlamlarıyla ele alınır. Yanlış çeviriler ve anlam kaymaları tespit edilir.
Ayetler, tek başına değil Kur'an'ın genel mesajı ve bağlamı içinde değerlendirilir.
Geleneksel yorumlar sorgulanır, alternatif perspektifler sunulur. Her okuyucu kendi sonucuna varmaya teşvik edilir.
Tevrat'ın Önemi ve Kapsamı
Kur'an'ın ve İncil'in ana kaynaklarından biri Tevrat'tır. İncil'in neredeyse tamamı Tevrat kaynaklıdır. Kur'an'daki yaklaşık üç peygamber hariç bütün peygamberler, Tevrat'ta adı geçen İsrailoğulları peygamberleridir. Tevrat'ın İslam dünyasını ne kadar derinden etkilediği yeterince farkında olunmayan bir gerçektir.
Kur'an, en azından tefsir yoluyla tahrif edilmiştir. Ortada gerçek bir Kur'an söylemi kalmamıştır. Bu durumun en büyük müsebbiplerinden biri İsrailoğullarının Tevrat'ıdır. Yaşar Nuri Öztürk'ün sıkça kullandığı "İsrailiyat" tabiri, İslam dininin Yahudilik eliyle nasıl deforme edildiğini ifade eder; ancak detayına fazla girilmemiştir.
Bugünkü İslam anlayışındaki problemlerin kaynağı büyük ölçüde Yahudi Tevrat inancıdır.
Okullarda din bilgisi olarak öğretilen "kitaplara iman" kavramı altında dört kitap sayılır: Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an. Ancak Kur'an'da "dört kitaba iman" diye bir kavram yoktur. Bu öğreti sorgulanması gereken bir konudur.
Hz. Muhammed'in tebliğe başladığı dönemde Mekke, Medine ve havalisinde dört inanç grubu vardı:
Bu gruplar içinde en entelektüel, en kültürlü ve en bilgili olan grup Yahudilerdi. Yüzyıllardan beri Tevrat okuyan, disiplinli bir topluluk olarak hem iş hem bilgi sahasında diğer inanç gruplarının hepsinden ilerideydiler.
Putperest Araplar, peygamberi sıkıştırmak istiyorlardı ama nasıl yapacaklarını bilmiyorlardı. Yahudilere gidip soruyorlardı. Yahudi uleması, müşrik Arapları kışkırtarak sorular sorduruyor, bu sorulara karşılık ayetler nazil oluyordu.
Örnek: "Sana ruhtan sorarlar; de ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ondan çok az şey verilmiştir" ayeti bu şekilde ortaya çıkmıştır. Yahudi uleması, müşrik Araplara "Gidin ruhtan sorun, eğer az bir şey anlatırsa peygamberdir, yoksa yalancıdır" demişlerdir. Bu soru üzerine ayet gelmiştir.
Yani Yahudiler sadece tefsir yoluyla değil, soruları ve sıkıştırmalarıyla ayetlerin oluşumunda da dolaylı olarak müdahil olmuşlardır.
İlk dönemlerde Yahudiler Müslümanlara "Sizin dininiz nasıl bir dindir? Kelam ilmi diye bir şey var, sizde kelam var mı?" diye sormuşlar, Müslümanlar bilmediklerini söylemişlerdir. Ardından Yahudilerin etkisiyle kelam ilmi geliştirilmiştir.
Müslüman olan Yahudi kökenli önemli sahabeler:
Bu sahabeler başlangıçta Tevrat'a inanan insanlardı. Yahudi inancına göre Tevrat'taki tüm anlatılanlar gerçek yaşanmış hikayelerdir ve Tevrat'ta mucizeler bol miktarda bulunur.
Bu Yahudi kökenli sahabeler, daha önce benimsedikleri Yahudilik kültürünü ve anlayışını Kur'an üzerinden devam ettirdiler:
Bu yaklaşımı benimsemeyen sahabeler de vardır: Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali bu anlayışın dışında tutulur; onlar Kur'an'ı farklı kavramışlardır.
Ebu Hüreyre, yalan üzerine yalan üreten hadis kaynağı bir kişi olarak değerlendirilmektedir. Hz. Ömer'in onu bir hayvan kemiğiyle dövdüğü rivayet edilir. Buna rağmen bugün hâlâ "Ebu Hüreyre Hazretleri şöyle buyurdu" diye hadis nakledilmektedir.
Büyük İslam alimi Suyuti (1400'lerde yaşamış), Kur'an'a Tevrat ve İncil isimlerinin verildiğini, ancak artık bu ismi kullanmanın caiz kabul edilmediğini belirtmiştir. Hadislerde de "Tevraten hadiseten" gibi ifadeler mevcuttur.
Ebü'l-Fida İbn Kesir de selef ulemasının çoğunun Tevrat'ı, ehli kitap nezdinde okunan kitaplar için genel ad olarak kullandığını aktarmıştır. Yani İncil'in de Kur'an'ın da Zebur'un da ismi "Tevrat" olarak anılıyordu.
Oysa Kur'an'da "Er-Rahman, Alleme'l-Kur'an" (Rahman, Kur'an'ı öğretti) ayeti ile Kur'an kendi ismini açıkça belirtmektedir.
Tefsir kitapları, Yahudilerin Tevrat'ını doğrudan kaynak olarak kullanmıştır. Gerekçe şuydu: Kur'an'da İbrahim, Nuh, Lut gibi peygamberlerden bahsedilir; bu hikayelerin arka planını genişletmek için elde başka kaynak yoktu. Tevrat'a başvurularak Kur'an tefsir edildi.
Büyük müfessir Zamahşeri, "Keşşaf" adlı tefsirinde şöyle yazmıştır:
Bu durum, Tevrat'ın İslam alimlerince ne denli yüceltildiğinin çarpıcı bir göstergesidir.
Araf Suresi 157. ayet ve ilgili ayetlerin farklı tefsiri:
Çarpıtılmış yorum: "Tevrat'la amel etmeyenler kitap yüklü merkeplere benzetilir" — Tevrat'la amel etmedikçe hiçbir değerlerinin olmayacağı bildirilir.
Elmalılı Hamdi Yazır'ın tercümesi: "Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşıyamayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalim toplumu doğru yola iletmez."
Bu iki farklı okuma, Kur'an tefsirinin ne kadar çarpıtılabildiğini göstermektedir.
Diyanet İşleri Başkanlığı kaynaklarına göre, Kur'an'da Musa'nın adı ile Tevrat kelimesi bir arada zikredilmemiştir. "Musa'ya Tevrat'ı verdik" şeklinde bir ayet yoktur. Kur'an "kitabı verdik" ve "furkanı verdik" der. Medine'deki Yahudilerin bu kelimeyi geniş anlamda kullanmaları sebebiyle Tevrat terimi yaygınlaşmış olabilir.
İsrailoğulları açısından Tevrat, Adem'in başlangıcından itibaren vadedilmiş topraklar olarak adlandırdıkları bölgelerde (Irak, Suriye, Mısır, Filistin, Güneydoğu Anadolu, Urfa ve kısmen İran) yaşayan Yahudilerin:
...nin sözlü tarihidir.
Bu sözlü tarih içinde vahiy bilgi de bulunabilir, ancak aynı zamanda:
...da yoğun biçimde yer almaktadır.
Tevrat tarih boyunca birçok kez yazılmış, Yahudi kralları ve önderleri tarafından yakılmış, yıkılmış, ortadan kaldırılmış ve tekrar yazılmıştır.
Kur'an'daki hikayeleri gerçek yaşanmış olaylar olarak benimsemek ve mucizelerin varlığına inanmak, doğrudan Yahudi Tevrat anlayışından kaynaklanmaktadır. Kur'an, olayları gerçek bir hikaye gibi anlatmıyor; ancak Yahudi kökenli tefsir geleneği bunları literal olarak kabul etmiştir.
Yazılı bir kaderin varlığı inancı da İsrailiyat kaynaklıdır. Mucize ve kader kavramları İslam zihnini altüst etmiştir.
Peygamberden 200-300 sene sonra başlatılan "Kur'an mahluk mu değil mi?" tartışması, doğrudan Tevrat anlayışının bir yansımasıdır. Yahudi inancında Tevrat insanlık yaratılmadan önce yaratılmış yedi mucizeden biridir; Tanrı Tevrat'ı çalışarak alemi yönetir. Müslümanlar bu yarış mantığıyla "Kur'an yaratılmamıştır (mahluk değildir)" diyerek Kur'an'ı Tevrat'ın bile üzerine konumlandırmaya çalışmışlardır.
Ramazanda hatim indirme geleneği Yahudi geleneğinden gelmektedir. Yahudiler haftanın üç günü Tevrat'ı indirirler (okurlar). Tevrat yazıcıları yıkanmadan Tevrat yazamazlar — bunun İslam'daki karşılığı "abdest almadan Kur'an'ı ele almamak"tır. İslam alimleri, Yahudi kaynakları idealize etmiş, onlara özenmiş ve aynı gelenekleri benimsemişlerdir.
Bu yarış mantığı Kur'an'ın hakikatini gizlemiş ve anlamsız bir rekabete dönüştürmüştür.
Gök diye ayrı bir yer yoktur. Bir uzay boşluğu vardır; güneş, ay ve dünya bu boşlukta bulunur. İnsanlar zaten "gökte"dir. Yer ve gök kavramı göreceli bir kavramdır: burası "yer" ise ona göre bir "gök" vardır, göğe göre de bir "yer" vardır. Gerçekte yer ve gök diye mutlak ayrı mekanlar yoktur — herkes uzay boşluğundadır. Miraç'a çıkılacak bir gök yoktur çünkü herkes zaten göktedir.
Kur'an ayetleri doğru biçimde tevil edilmezse (yorumlanmazsa):
Kur'an, sahabe zamanından itibaren başlamak üzere deforme edilmiştir. Vermek istediği mesaj ortadadır ancak mevcut anlayışla bu mesaj:
bir kitap haline dönüştürülmüştür. Bu durum zihinlerin körelmesine yol açmıştır.
İnsanın bilinç ve farkındalık boyutu
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
İlim ve hikmetle ortaya konulan üstün performans
Mutlak varlık, tüm isimlerin ve sıfatların kaynağı
Mutlak varlığın tezahürü ve işareti
Varlığın doğasındaki ölçü, düzen ve yasalar
Tevrat, İbranice "Tora" kelimesinin Arapça karşılığıdır. Yahudiler bu kitaba "Torah" derken, Araplar "Tevrat" olarak adlandırır. Bu bir tercüme meselesidir.
Bu belge; mevcut din anlayışının sorunlarını, Aristo mantığı ile Kur'an mantığı arasındaki temel farkları, "mucize" kavramının eleştirisini, Kur'ani kavramların doğru anlaşılması gerekliliğini ve düşünce temelli yeni bir yaklaşım çağrısını kapsamaktadır. Bugünkü yaygın din anlayışı; namaz, ibadet ve ritüelleri merkezine alan, bunları "öbür dünya" endeksli bir yaşam biçimine indirgeyen bir yapıdadır. Bu anlayışta din, bu dünya için değil, ölüm sonrası için yaşanır.
Bu dosya, Kur'an perspektifinden melek kavramının derinlemesine analizini, geleneksel anlayışın eleştirisini ve ayetlerin yeniden yorumlanmasını içermektedir. "Sur'a üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri müstesna, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır. Hepsi boyunları bükük olarak ona gelir.
Kur'an'daki kıssalar (Musa'nın denizi yarması, İbrahim'in ateşe atılması, Nuh'un gemisi vb. ) tarihsel olarak gerçekten yaşanmış olaylar olarak değil, sembolik anlatımlar (misaller) olarak değerlendirilmelidir. Bu hikayeler insanlığın ortak deneyimlerinden beslenen, insanları etkileyen anlatılardır.