Kur'an'da Sembolizm, Adem Kavramı ve İsimlerin Öğretilmesi
Genel Çerçeve: Kur'an ve Sembolik Anlatım
Bu düşünce platformunu şekillendiren temel ilkeler
Her yorum ve analiz, akıl ve mantık süzgecinden geçirilir. Dogmatik değil, rasyonel bir yaklaşım benimsenir.
Kavramlar, Arapça kök anlamları ve dilbilimsel bağlamlarıyla ele alınır. Yanlış çeviriler ve anlam kaymaları tespit edilir.
Ayetler, tek başına değil Kur'an'ın genel mesajı ve bağlamı içinde değerlendirilir.
Geleneksel yorumlar sorgulanır, alternatif perspektifler sunulur. Her okuyucu kendi sonucuna varmaya teşvik edilir.
Genel Çerçeve: Kur'an ve Sembolik Anlatım
Kur'an'daki kıssalar (Musa'nın denizi yarması, İbrahim'in ateşe atılması, Nuh'un gemisi vb.) tarihsel olarak gerçekten yaşanmış olaylar olarak değil, sembolik anlatımlar (misaller) olarak değerlendirilmelidir. Bu hikayeler insanlığın ortak deneyimlerinden beslenen, insanları etkileyen anlatılardır. Kur'an bu hikayelerin üzerine kendi mesajını oturtur; aslında hikayelerin kendisini anlatmaz. Ne İbrahim'i, ne Musa'yı, ne İsa'yı anlatır. Kur'an bu sembolleri kullanarak bütün zamanlarda geçerli, kalıcı bir mesaj vermeye çalışır.
Kur'an'ın kendisi de "eskilerin hikayesi" anlatmadığını beyan eder. Kıssalar geçmişin hikayeleri olarak ele alındığında anlam zenginliği ve düşünce derinliği oluşmaz.
Allah sözlü olarak konuşmaz. Sözel konuşma için dil, ses telleri, boğaz gibi ontolojik/yapısal organlara ihtiyaç vardır. Bu da Allah'ı bir varlığa benzetmek anlamına gelir, oysa Allah hiçbir şeye benzemez.
Kur'an'ın kendi beyanına göre Allah hiçbir varlıkla ve insanlarla sözlü konuşmaz. İletişim yalnızca iki yolla gerçekleşir:
Kur'an'da "Allah böyle dedi", "Rab böyle dedi" şeklindeki ifadeler, Hz. Muhammed'in vahyi mantıkla varlığın fiili konuşmasını sözel olarak insanlara aktarmasıdır. Varlık konuşur — davranışlarıyla, işleyişiyle. "İkra" (Oku!) emri hayatı, yaşamı okumak demektir. Hz. Muhammed yaşamdan okuduklarını, vahyi mantıkla varlığın bilincini deşifre ederek insanların anlayacağı sözel biçimde aktarmıştır.
Kur'an'da Allah'ın, meleklerin veya şeytanın konuşturulması, ortalama insanın anlayabileceği bir yöntemdir. Rab konuşturulur, melekler konuşturulur, şeytan konuşturulur — hepsinin itirazları dile getirilir. Bunlar sözel diyaloglar değil, vahyi mantıkla varlığın okunup tercüme edilmesidir.
"Hani Rabbin meleklere: 'Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım' demişti."
Bu ayet insanın yaratılışının kökenini sembolik bir dille anlatır. Adem topraktan bir heykel gibi çıkmamıştır. Burada insanın köken olarak nereden var olmaya başladığına dair sembolik bir ifade vardır.
"Hani Rabbin meleklere: 'Ben yeryüzüne bir halife seçeceğim' demişti."
Kritik nokta: Meallerde genellikle "halife yaratacağım" denir, bu yanlıştır. Doğru ifade **"seçeceğim"**dir. Seçmek, çoklu bir düzeni gerektirir. Birçok Adem (insan) vardır ve bunların arasından birisi seçilecektir. Yaratmak değil, seçmek söz konusudur.
Halife, peygamber veya din adamı veya bilge kişi demek değildir. Halife = Yönetici.
Arap dilinde yöneticinin adı halifedir:
Halife: Siyasi ve sosyal nitelikleri haiz bir yönetici demektir.
Bu olay zamanın başlangıcında yaşanmış ve bitmiş bir olay değildir. Bugün de, yarın da yaşanan ve yaşanacak olan bir süreçtir. Günümüzde de siyasi önderler, cemaat önderleri, hatta muhtarlar bile kendi topluluklarının "halifesi" konumundadır.
Ne peygamberler, ne siyasi liderler, ne sosyal önderler Allah tarafından seçilir. Kişi kendi karizmasıyla, bilgisiyle, görgüsüyle, özellikleriyle ve vasıflarıyla yaşadığı toplumda kendini seçkin kılar. Seçilmek bireyin kendi gayreti ve yönelişinin sonucudur.
Meleklerin "Orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi seçeceksin?" demesi sembolik bir ifadedir. Melekler bilişsel bilgiye sahip, sözel diyaloğa giren varlıklar değildir. Bu diyalog gerçek bir konuşma değildir.
Melekler = İnsanlardır (bu bağlamda). Melek kavramı işlenirken ortaya konulan ilke: Haber değeri olan, habere konu olan her fiil ve davranış meleki bir anlayıştır. Buradaki "meleklerin itirazı", insanların halife seçimine karşı gösterdikleri tepkiyi — "neden o?" deme refleksini — ifade eden meleki bir duruştur.
"Ve Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere gösterip 'Sözünüzde doğru iseniz bunların isimlerini bana söyleyin' dedi."
Kur'an'daki ifadeyle isimleri öğreten "Allah" değil, Rab'dır. (Bu ayrım önemlidir.)
İsimler doğuştan sahip olunan kavramlar değildir. Sonradan, doğal süreçler içinde öğrenilmiştir:
Hayvan Seslerinin Taklidi: İlk insanlar hayvanları taklit ederek ses yoluyla birbirleriyle anlaşmaya başladılar. Hayvanlar da ses yoluyla (refleksi seslerle) birbirlerine mesaj iletirler, ancak sözel konuşma yapamazlar.
Tek Heceli Sesler: Diğer hayvanlardan farklı olarak, insan bu ses iletişimini tek heceli sözcüklere dönüştürdü — "gel", "git", "bak" gibi. İlk insanlar belki 20 kelimelik tek heceli bir dünyaya sahipti ve bu onlara yetiyordu.
Mağara Resimleri: Duvarlara çizilen resimler o dönemin alfabesiydi ve mesaj iletme işlevi görüyordu. Sesli iletişimden belki daha önce bile var olabilir.
Evrimsel Gelişim: Binlerce yıl içinde dil, tek heceli seslerden bugünkü karmaşık konuşmaya evrimleşerek gelişmiştir. Konuşma kendi içinde evrimleşmiştir.
Bu süreç bugün her çocukta tekrarlanır:
"Bütün isimleri öğrettik" ifadesi, Adem'e (tek bir kişiye) bir sözlük yüklendiği anlamına gelmez.
Sözcükler ve dil, üretim kapasitesine göre gelişir:
Sözel konuşma, insana özgü süper bir özelliktir. Bütün varlıklar (hayvan, bitki) bir şekilde iletişim kurar — vücut diliyle, davranışlarıyla, sesleriyle mesaj iletirler. Ancak sözel konuşma yalnızca insana mahsustur.
Konuşma olmadan hiçbir şey olmaz:
İnsanoğlunun bugüne kadar oluşturduğu en büyük mucize konuşmadır. Kur'an bu yüzden "Adem'e isimleri öğrettik" diyerek konuşmayı temele alır. İnsanlığın başlangıcı konuşan insandır.
Kur'an, "Adem'in üzerinden nice zaman geçti, adı anılmaya değmezdi" der. Yani Adem'den önce de bir varlık düzeyi vardı ama konuşmayı beceremiyorsa kıymeti yoktur, hayvan mesafesindedir. Konuşma insanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir.
Medeniyetin varlığı, vahyin varlığı, Kur'an'ın, Zebur'un, İncil'in varlığı — bunların hepsi konuşma olmadan hayata geçemezdi. Hiçbir hayvan cinsinin kutsal kitabı yoktur ve olamaz da.
Adem diye tarihsel bir şahıstan bahsedilmez. Adem bir sıfattır — insanlığın ortak atası, konuşmayı başaran, konuşmayı fark eden insandır.
Adem denince akla zamanın başlangıcı gelir ama bu yanlıştır:
Adem'in meleklere (diğer insanlara) üstünlüğü bilgiyle gösterilir: "Siz bu isimleri bilmiyorsunuz ama Adem biliyor."
Bu günümüz için de geçerlidir: Bir lider olmak isteyen, öne çıkmak isteyen kişi farkını bilgiyle göstermelidir. Yaşadığı topluma kendini seçkin kabul ettirmek isteyen kişi, diğerlerinden farklı bir performans göstermelidir.
Varlıktaki bütün isimler insanlar tarafından verilmiştir. İnsanlar her hareketi, her duyguyu, her olguyu isimlendirmiştir. Bunun nedeni: İsimlendirilen şey zihinde varlığını devam ettirebilir; isim verilmezse zihinde var olamaz.
Kur'an'ın kullandığı melek, şeytan, cin, ruh gibi kavramlar gerçek dünyada somut boyutlarıyla var olan şeyler değildir. Bunlar zihinseldir.
Ancak Kur'an'ın çok önemli bir özelliği vardır: Kur'an zihinsel olanla gerçek (somut) varlığı birbirinden ayırmaz. Bu çok ileri düzeyde bir anlayıştır.
Kur'an'ın ilkesi şudur: Bir kavram (sevgi, nefret, melek, cin, şeytan) elle tutulur ve gözle görülür olmasa bile, insanı etkileyip yönlendiriyorsa o varlıktır.
Örnekler:
Bu anlayış kuantum mekaniği açısından çok önemlidir:
Bu perspektiften bakıldığında melek, şeytan, cin gibi kavramların "yoktur" denmesi doğru değildir. Kaba düzeyde elle tutulur varlıklarla sınırlı bir varlık anlayışı Kur'an'ın anlayışı değildir. Kur'an zihinsel varlıkları, duyguları, nesnel varlıkmış gibi anlatır.
Bulanık mantık (fuzzy logic) veya kuantum mekaniği üzerinden Kur'an okumaya çalışıldığında, geçmişte yapılmış tüm Kur'an tefsirlerinin yetersiz kaldığı görülür. Çünkü geçmişteki müfessirlerin ne Kur'an anlayışı, ne ilah anlayışı, ne varlık anlayışı günümüz bilgisi karşısında yeterli değildir.
Fahrettin Razi, Elmalılı Hamdi gibi klasik müfessirler:
"Bana Kur'an yeter" demek, hangi Kur'an anlayışına göre yettiği sorusunu sormayı gerektirir. Kur'an'ı eskilerin hikayesi olarak dinlemek, hiçbir şeye yetmez.
İnsandaki olumsuz dürtüler ve negatif eğilimler
İnsanın bilinç ve farkındalık boyutu
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
İlim ve hikmetle ortaya konulan üstün performans
Mutlak varlık, tüm isimlerin ve sıfatların kaynağı
Mutlak varlığın tezahürü ve işareti
Varlıklar iki temel kategoriye ayrılır: Hükmi varlıklar dış dünyada bağımsız gerçek varlıklar olarak mevcut değildir. Bunlar algısal gerçeklerdir, zihinsel değerlerdir. Gerçek varlıkların iman edilmesine ihtiyaç yoktur — dağ vardır, dağa iman etmeye gerek yoktur; nehir vardır, nehre iman etmeye lüzum yoktur.
Bu belge; mevcut din anlayışının sorunlarını, Aristo mantığı ile Kur'an mantığı arasındaki temel farkları, "mucize" kavramının eleştirisini, Kur'ani kavramların doğru anlaşılması gerekliliğini ve düşünce temelli yeni bir yaklaşım çağrısını kapsamaktadır. Bugünkü yaygın din anlayışı; namaz, ibadet ve ritüelleri merkezine alan, bunları "öbür dünya" endeksli bir yaşam biçimine indirgeyen bir yapıdadır. Bu anlayışta din, bu dünya için değil, ölüm sonrası için yaşanır.
Bu belge, Kur'an'ın sembolik dili, mecazi ifadeleri, temel kavramları ve ayetlerin yorumlanma biçimlerine dair kapsamlı bir bilgi kaynağıdır. Kur'an mesajını anlama, sembolik dili çözümleme ve ayetleri hayatın gerçekliği içinde değerlendirme yaklaşımını temel alır. Kur'an, mesajlarında son derece güçlü bir sembolik dil kullanır.
Rab sözcüğü sözlükte şu anlamlara gelir: Rab sözcüğü Kur'an'da 962 yerde geçmektedir. Bu denli yoğun kullanım, kavramın önemini kendiliğinden ortaya koymaktadır. Araplar günlük dilde "Rabbül beyt" (evin rabbi) ifadesini kullanırlar.