Aristo Mantığı ve Kur'an Mantığı
Mantık Nedir?
Bu düşünce platformunu şekillendiren temel ilkeler
Her yorum ve analiz, akıl ve mantık süzgecinden geçirilir. Dogmatik değil, rasyonel bir yaklaşım benimsenir.
Kavramlar, Arapça kök anlamları ve dilbilimsel bağlamlarıyla ele alınır. Yanlış çeviriler ve anlam kaymaları tespit edilir.
Ayetler, tek başına değil Kur'an'ın genel mesajı ve bağlamı içinde değerlendirilir.
Geleneksel yorumlar sorgulanır, alternatif perspektifler sunulur. Her okuyucu kendi sonucuna varmaya teşvik edilir.
Mantık Nedir?
Mantık, geçerli çıkarım biçimlerini inceleyen bir disiplindir. Olaylar ve olgular arasında anlamlı bağ kurup tutarlı çıkarımlar yapabilme becerisidir. Akıl yürütme süreçlerini inceler ve bu sayede doğru ile yanlış akıl yürütme arasındaki ayrımı belirler.
Mantık, doğru düşünmenin aletidir. Bir alet gibi düşünülmelidir. Mantık, akıl yürütmenin ya da tek akıl yürütme yönteminin bizzat kendisidir.
"Ben bunu kabul etmiyorum", "ben buna inanmıyorum" gibi hissi ifadeler tutarsızdır ve anlamlı değildir. Anlamlı olabilmesi için olaylar ve olgular arasında bağ kurup sonuçları tutarlı bir şekilde ortaya çıkaracak çıkarımlarda bulunmak gerekir.
Akıl yürütme, olaylar ve olgular arasında bağ kurup anlamlı sonuçlar çıkarmaktır. Böyle bir bağ kurulmuyorsa ve çıkarılan sonuç yaşam dinamikleriyle, hayatın akışıyla ve Kur'an'ın mantığıyla çelişiyorsa, doğru bir sonuç çıkarılmış olunamaz.
İnsanlar genellikle ezberlerine göre yaşarlar, düşüncelerine ve akıl yürütmelerine göre değil. Bu nedenle kolaylıkla istismar edilebilirler. Mantık kurallarını bilmeyen ve uygulamayan insanlar, düşündüklerini ve akletiklerini iddia etseler bile gerçekte düşünmüyorlardır.
Bir şey ne ise odur. Siyah siyahtır, beyaz beyazdır. "Biraz siyah biraz beyaz" ya da "hem siyah hem beyaz" gibi ifadeler geçerli değildir. Formül olarak: A, A'dır. A, B olamaz.
Bir şeyin hem kendisi hem de başka bir şey olması mümkün değildir. Eğer bir şey hem A hem B ise orada bir çelişki vardır ve bu çelişki kabul edilemez.
Bir önerme ya doğrudur ya yanlıştır. Üçüncü bir ihtimal yoktur. "Yarı doğru yarı yanlış" denilemez.
Bu üç prensip, tutarlı akıl yürütmenin, mantık oluşturmanın ve tutarlı çıkarımlarda bulunmanın temelidir.
Kur'an kendisini tanıtırken "Bu kitapta bir çelişki bulamazsınız" der. Bu ifade, Aristo'nun akıl yürütme temellerinden biri olan çelişmezlik prensibini doğrudan yansıtır. Kur'an defalarca "Akletmiyor musunuz?" diye sorar; çünkü akletme ve akıl yürütmenin belirli prensiplere dayanması gerektiğini vurgular.
"Sizi bir erkek ve bir dişiden dünyaya getirdik." Bu ayet bütün insanlığı, tüm varlıkları kapsayan genel bir hükümdür.
Hz. İsa'nın babasız dünyaya geldiği iddiası Kur'an'a dayandırılır.
Bir taraftan İsa'nın babasız olduğu söylenirken, diğer taraftan "Sizi bir dişi ve bir erkekten dünyaya getirdik" ayeti bütün insanlık için geçerli bir hüküm olarak durmaktadır. Bu ikisi birbiriyle taban tabana zıttır. Eğer İsa'nın babasız olduğu kabul edilirse, bu ayet ile doğrudan çelişki oluşur ve Kur'an çelişkili bir kitap haline gelir.
"İsa'nın meselesi Allah'ın indinde Adem'in meselesi gibidir." Bu ayet genellikle yanlış yorumlanır.
Yanlış yorum: "Adem'in babası yoktu, dolayısıyla İsa'nın da babası yoktur."
Mantıksal çürütme: Eğer İsa, Adem gibi ise ve İsa'nın annesi varsa ama babası yoksa; oysa Adem'in hem annesi hem babası yoksa, o zaman İsa Adem'e nasıl benzer? Tam bir benzerlik yoktur. Tersinden düşünülürse: İsa Adem gibiyse ve İsa'nın annesi varsa, o zaman Adem'in de annesi olmalıdır.
Doğru anlam: Hristiyan dünyası İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu, Rab olduğunu iddia eder. Kur'an bu ayetle şunu söyler: Adem nasıl topraktan yaratılmış bir kul ve insansa, İsa da tıpkı Adem gibi bir Ademoğludur. Ne Rab'dır ne de Allah'ın oğludur. Bu ayet yalnızca bu gerçeği mühürlemek ve damgalamak için indirilmiştir.
Kur'an bilimsel bilgi kullanılarak anlaşılamaz. Kur'an'ın mantığı ile bilimsel bilgi mantığı birbirine uymaz. Kur'an bilimsel bilgiye arz edilirse (karşılaştırılırsa), taban tabana zıtlıklar ortaya çıkar ve Kur'an baştan aşağı çelişkilerle dolu bir kitaba dönüşür.
Bu hata geleneğinin öncülerinden biri Fahreddin Razi'dir; bilim üzerinden Kur'an'ı tefsir etmeye kalkmıştır. Bu gelenek sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Hâlâ bazı akademisyenler ve ilahiyatçılar modern bilimin değerlerini kullanarak "Kur'an'da da bu vardır" demeye çalışmaktadırlar.
"Biz dağları çivi gibi yere çaktık" ayeti bazı ilahiyatçılar tarafından "dağlar depremi önlemek için çakılmıştır" şeklinde yorumlanmıştır. Ancak jeolojik gerçeklik bunun tam tersini gösterir: depremler dağlık bölgelerde meydana gelir, düz ovalarda değil. Dağlık bölgeler depreme müsait alanlardır. Bu yanlış yorum, ne bilimsel bilgiye ne de Kur'an'ın asıl söylemek istediğine dayanmaktadır. Ayetin gerçekte ne anlama geldiğini kavramak yerine, bilimsel bilgiyle uyumlu gösterme çabası büyük bir yanılgıdır.
Kur'an'ın mantığı Aristo mantığından temelden farklıdır. Kur'an'da bir şey aynı anda hem beyaz hem de siyah olabilir. Bu, Aristo mantığına taban tabana zıt bir mantıktır.
Kur'an'daki bu tür ifadeler için "bu bir mecazdır" demek yeterli değildir. Her mecazın bir gerçekliği vardır; bir gerçek durumun mecaz yoluyla anlatımıdır. "Bu bir mecazdır" denildiğinde, hangi hakikatin mecazi anlatımı olduğu da açıklanmalıdır. Aksi halde hiçbir şey söylenmemiş olur.
Kur'an'ın mantığı en çok şu modern mantık türlerine benzer:
Bu mantık türlerinin hepsi Aristo'nun temellendirdiği özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin imkansızlığı prensipleriyle çatışır.
Varlığın (doğanın) kendi içinde bir mantığı vardır. Bu bir fiili mantıktır, sözel değildir.
Kur'an, varlığın bu fiili mantığını vahiy yoluyla sözel mantığa dönüştürmüştür. Varlık mantıksız hareket etmez. Varlığı doğru değerlendirebilip onun mantığını anlamlandırabilmek, Kur'an'ın mantığını da anlamlandırmak demektir.
Rüyaların mantığı, vahyin mantığı ve yaşamın mantığı fiili olarak tektir. Bunların hepsi aynı fiili mantığa dayanır.
Bu mantığı gözlem yoluyla okuyup sonuçlar çıkarabilmek:
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
Mutlak varlık, tüm isimlerin ve sıfatların kaynağı
Mutlak varlığın tezahürü ve işareti
Eleştirel düşünce ve derin muhakeme yetisi
Bilinçli yaşam pratiği ve sürekli farkındalık hali
Kur'an'ın kendine özgü düşünce ve anlam sistemi
Bu belge; mevcut din anlayışının sorunlarını, Aristo mantığı ile Kur'an mantığı arasındaki temel farkları, "mucize" kavramının eleştirisini, Kur'ani kavramların doğru anlaşılması gerekliliğini ve düşünce temelli yeni bir yaklaşım çağrısını kapsamaktadır. Bugünkü yaygın din anlayışı; namaz, ibadet ve ritüelleri merkezine alan, bunları "öbür dünya" endeksli bir yaşam biçimine indirgeyen bir yapıdadır. Bu anlayışta din, bu dünya için değil, ölüm sonrası için yaşanır.
Kur'an'daki kıssalar (Musa'nın denizi yarması, İbrahim'in ateşe atılması, Nuh'un gemisi vb. ) tarihsel olarak gerçekten yaşanmış olaylar olarak değil, sembolik anlatımlar (misaller) olarak değerlendirilmelidir. Bu hikayeler insanlığın ortak deneyimlerinden beslenen, insanları etkileyen anlatılardır.
Bu belge; akletme, varlığın mantığı, vahyin doğası, Kur'ani kavramların yorumu ve ilgili felsefi-teolojik konuları kapsamlı biçimde ele almaktadır.
Tevrat, İbranice "Tora" kelimesinin Arapça karşılığıdır. Yahudiler bu kitaba "Torah" derken, Araplar "Tevrat" olarak adlandırır. Bu bir tercüme meselesidir.