Kur'an'a Göre Cin ve Şeytan'ın Anlamı
Genel Çerçeve
Bu düşünce platformunu şekillendiren temel ilkeler
Her yorum ve analiz, akıl ve mantık süzgecinden geçirilir. Dogmatik değil, rasyonel bir yaklaşım benimsenir.
Kavramlar, Arapça kök anlamları ve dilbilimsel bağlamlarıyla ele alınır. Yanlış çeviriler ve anlam kaymaları tespit edilir.
Ayetler, tek başına değil Kur'an'ın genel mesajı ve bağlamı içinde değerlendirilir.
Geleneksel yorumlar sorgulanır, alternatif perspektifler sunulur. Her okuyucu kendi sonucuna varmaya teşvik edilir.
Genel Çerçeve
Cin, şeytan ve melek kavramları vahyi dinlerin, pagan dinlerin ve tüm inanç gruplarının ortak karakterleridir. Farklı isimlerle anılsalar da bütün inanışlarda bu kavramlar mevcuttur. Tarih boyunca tüm dinlerde ve inançlarda bu varlıklar gerçek, nesnel varlıklarmış gibi sunulmuştur. Gözle görülmese de, elle tutulmasa da gerçek varlık olduklarına inanılmış ve öyle kabul edilmiştir.
Cin, şeytan ve melek gerçek, nesnel varlıklar değildir. Bunlar zihinsel varlıklardır, bir başka kavramlaştırmayla hükmi varlıklardır. Ancak sunuluş biçimleri, bunların gerçek varlıklarmış gibi olduğu izlenimini yaratmıştır. Birçok Kur'an müfessiri bunları gerçek varlıklarmış gibi tefsir kitaplarında zikretmiş ve onlardan korunma yolları önermiştir.
Toplumda cin ve şeytanın korkulan ve kaçınılan kavramlar olarak algılanması, bazen ciddi din adamlarının ama çoğunlukla şarlatan din adamlarının çarpık anlatımlarından kaynaklanmaktadır. Bu yanlış algı nedeniyle insanlar her türlü zihinsel deformasyonu, algısal bozulmayı ve psikolojik arazı cinlere ve şeytanlara yüklemiştir. Hristiyanlıkta cin çıkarma eylemi büyük itibar gören bir işlem olarak uygulanmıştır.
Kur'an mesajı, cin, şeytan ve meleğin gerçek varlık olmadığı üzerine kuruludur. Ancak bu gerçek görülmek istenmemiş ya da görülememiştir. Bunun sebebi Kur'an'ı okuma anlayışları ve kavramları değerlendirme biçimleridir. Kur'an, vermek istediği asıl mesajı satır aralarına yerleştirmiştir. Bazı ayetlerde "ilimde rüsuh kesbedenlerin (üst seviyede bilgi sahibi olanların) bunu anlayacağı" zikredilmiştir.
Kur'an'daki anlatıma göre: Allah, "İki elimle yarattığıma seni secde etmekten ne alıkoydu?" diye sorar. Meleklerin başı olan varlık, "Ben secde etmem. Beni ateşten yarattın, onu topraktan. Ben ondan daha üstün ve daha hayırlıyım" der.
Bu anlatım semboliktir. Zamanın bir noktasında Allah ile melekler arasında böyle bir diyalog gerçekleştiği anlamına gelmez. Bu, şu an da geçerli ve yaşanan bir olguyu temsil eder.
Meleklerin başı, önce tertemiz bir durumdayken Adem'e secde etmediği için şeytanlaşmıştır. Bu bir bozulma ve daha da önemlisi bir yabancılaşmadır. İnsanın doğal içgüdülerine ve doğal refleksi eylemlerine yabancılaşması, şeytanlaşmadır.
Şeytanlaşma şu eylemlerin ortaya konmasıdır:
Şeytan bir fiildir. Hangi bünyede açığa çıkarsa, o kişi şeytanlaşmıştır. Başka bir şeytan aramaya gerek yoktur.
Kur'an'da şeytanla ilgili 88 ayet bulunmaktadır:
Tüm bu ayetlerde şeytan; bir bozulma hali, bir deformasyon hali, bir dejenerasyon halidir. Bu dejenerasyon insanda eylem olarak ortaya çıkar.
Dışarıdan bir şeytan gelip insanı ayartmaz. İnsanın kendi düşüncesi, inancı veya inançsızlığı, ya da bir başkasının onu yoldan çıkarması kişiyi şeytanlaştırır. Şeytan bir varlık değil, davranış biçimidir.
Cin de tıpkı şeytanda olduğu gibi, bireyin kendi doğal içgüdülerine, refleksi gerçekliğine ve varoluşsallığına yabancılaşmasıdır. Bu yalnızca insanlar için değil, tüm varlıklar için geçerlidir.
Bir insan akıl sağlığı deformasyona uğramış ve bunu eylemlerinde ortaya koyuyorsa, kendi doğal içgüdülerine yabancılaşıyorsa, bundan daha tehlikeli bir durum yoktur. Dışarıda dolaşan hayali bir cin aramaya gerek yoktur; asıl tehlike bu yabancılaşmanın kendisidir.
"İns ve cinni bana ibadet etsinler diye yarattım" ayetindeki kavramlar:
Varlıkların, varoluş dinamiğine uygun şekilde varlıklarını sürdürmesi yönünde gösterdikleri davranış ve eylem, onların ibadetidir. Kur'an'ın diğer ayetlerinde "her şey Allah'ı tespih etmektedir, onu zikretmektedir" ifadesi bunu destekler. Bizi var eden ilke ve prensip yönünde varlığımızı sürdürmemiz, bizim ibadetimizdir.
Bilinçaltı; bilinç dışı olmakla birlikte, istendiği zaman bilince çağrılabilen zihin bölgesidir. Bilinçaltımızda hem iyi hem kötü bilgiler bulunur. Bilinçaltının tamamını şeytanlaştırmak, insanların iyiyi ve kötüyü ayırt etmeden tüm zihinsel performansını şeytani ilan etmek demektir. Beyin bir makine gibidir ve doğuştan şeytan değildir, çünkü bilinçaltına doğuştan yüklenmiş bir bilgi yoktur.
Limbik sistem, beynin ağ sistemi olarak tanımlanır. Duygu ve hafızayı işleyip düzenler, cinsel uyarılma ve öğrenme gibi temel işlevleri düzenler. Limbik sistemde çok değerli bilgiler ve anlatımlar da bulunur. Bu sistemi toptan şeytanlaştırmak bilimsel olarak temelsizdir.
Korteksin, hafızadaki bilgileri ölçüp biçmesi ve yorum yapması onu melek yapmaz. Bu tür eşleştirmeler, varlık düzeyinde bir tanımlama yaparak aslında yeni bir varlığa dönüştürme hatasını tekrar eder.
Şeytanlaşma doğuştan gelen bir durum değildir. Bilgiyle şeytanlaşılır — yanlış bilgiyle, sakat bilgiyle, uydurulmuş bilgiyle. Tıpkı sıfır kilometrede alınmış, henüz işletim sistemi yüklenmemiş bir bilgisayar gibi: ona bilgi yüklemeden çalışmaz. Zihin de yaşam içerisinde kötücül davranışlarla ve bilgilerle yönlendirilirse şeytanlaşır. Bu bilgi yüklenmezse, bilinçaltı ve limbik sistem gayet doğal işlevlerini sürdürür.
Bazıları Kur'an'ın tanrısının "antropomorfik" (insanımsı) olduğunu ileri sürer. Gerekçe olarak Kur'an'da tanrının eli, gözü olduğundan, görmesi, işitmesi, mülkü, melekleri, danışmanları ve kürsüsünden bahsedilmesini gösterirler.
Bu iddiayı ileri sürenler şu ayetleri görmezden gelir:
Bu ayetlerde insanımsı hiçbir şey yoktur.
İnsan beyni soyut olanı doğrudan algılayamaz. İnsan beyni somut olanı, varlıksal olanı algılar ve anlar. Kur'an'ın ilahı soyut bir ilahtır. Soyut bir kavramı insanlara anlatmanın tek yolu benzetme kullanmaktır.
Kur'an insana şöyle seslenir: "Sendeki özellikler var ya — görme, duyma, hissetme, sahip olma — işte bu özelliklerinin kat kat üstünde güce sahip bir hakikate seni davet ediyorum." İnsanın sahip olduğu şeylerin çok ötesinde bir güce sahip olunduğu anlatılmak istenir.
Bir file tanrıyı anlatmak istesek, filin kendi özelliklerinden yola çıkarak anlatmak gerekir: "Senin hortumundan çok daha güçlü hortumu olan, kulaklarından çok daha geniş kulakları olan, bacaklarından çok daha güçlü bacakları olan bir kudret var." Çünkü bir varlık, ancak kendisine benzetilerek anlatılana kulak verir. File insanı anlatsanız umurunda olmaz. İnsan algısı da böyledir — kendisinden hareketle iman eder.
Kur'an insansı bir tanrıdan bahsetmez. İnsanın özelliklerini kullanarak, bu özelliklerin kat kat üstünde güce sahip bir hakikate davet eder.
Fahrettin Razi, "İlah ile konuşma, şereflerin en yücesidir" der ve şeytanın bu şerefe nail olduğunu ama şerefsizlerin en şerefsizi olduğunu belirtir. Bu yaklaşım temelden yanlıştır çünkü:
Kur'an'da açıkça belirtilir: "Hiçbir insan ilahla yüz yüze konuşmaz." Ancak bir perde arkasından veya bir melek yoluyla konuşulur. Bu hakikat ortadayken şeytanı Allah'la yüz yüze konuşan bir varlık gibi sunmak ciddi bir çelişkidir. Şeytan bir varlık değildir ki Allah ile konuşsun. Bu anlatım temsili bir ifadedir.
Şeytanı Allah ile karşılıklı yüz yüze konuşan bir varlık olarak sunmak, Allah'ı da varlık mertebesine indirgemek anlamına gelir.
Mansur'dan sonra oluşan bir tasavvuf geleneğine göre: Şeytan, ermişlerin en yücesidir ve sadakat timsalidir. Bu iddianın senaryosu şöyledir: Şeytan, ezelde Levh-i Mahfuz'da Allah'a "Senden başkasına secde etmem" diye söz vermiştir. Allah "Adem'e secde et" dediğinde, şeytan bu eski sözüne sadık kalarak secde etmemiştir. Hatta "İsteseydin ben secde ederdim, senin iradene tabi oldum" demiştir.
Bu yorum, şeytanı Allah'a karşı en sadık varlık ve ermişliğin zirvesi olarak sunacak kadar hezeyan içerir. Bu şekilde düşünen tasavvuf erbabı aslında kendileri şeytanlaşmıştır çünkü:
Bundan 500 ya da 1000 sene önce bu hikayeler kabul edilebilirdi belki, ancak hala şeytanın bir varlık olduğu düşüncesine dayanarak söylemlerde bulunanlar, bizzat şeytanlaşmış olanlardır.
Bu üç kavram aynı şey değildir. Ortak noktaları, üçünün de kavramsal bir değer olmasıdır.
Kur'an'a göre herkes "ahsen-i takvim" üzere, yani en güzel şekilde yaratılmıştır. Sonra "esfele safiline" (en aşağıya) sürüklenme gerçekleşir.
Esfele safiline sürüklenmenin sebepleri:
Bunlar insanı şeytanlaştırır. Olay bu kadar sade ve basittir. Bir yerlerde şeytan aramaya ya da cin aramaya gerek yoktur. Herkes kendi eylemlerine bakmalıdır.
İnsandaki olumsuz dürtüler ve negatif eğilimler
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
Mutlak varlık, tüm isimlerin ve sıfatların kaynağı
Mutlak varlığın tezahürü ve işareti
Varlığın doğasını kavrama ve takdir etme eylemi
Zihinsel gerçeklik ve algısal değer dünyası
Varlıklar iki temel kategoriye ayrılır: Hükmi varlıklar dış dünyada bağımsız gerçek varlıklar olarak mevcut değildir. Bunlar algısal gerçeklerdir, zihinsel değerlerdir. Gerçek varlıkların iman edilmesine ihtiyaç yoktur — dağ vardır, dağa iman etmeye gerek yoktur; nehir vardır, nehre iman etmeye lüzum yoktur.
Bu belge; mevcut din anlayışının sorunlarını, Aristo mantığı ile Kur'an mantığı arasındaki temel farkları, "mucize" kavramının eleştirisini, Kur'ani kavramların doğru anlaşılması gerekliliğini ve düşünce temelli yeni bir yaklaşım çağrısını kapsamaktadır. Bugünkü yaygın din anlayışı; namaz, ibadet ve ritüelleri merkezine alan, bunları "öbür dünya" endeksli bir yaşam biçimine indirgeyen bir yapıdadır. Bu anlayışta din, bu dünya için değil, ölüm sonrası için yaşanır.
İslam Ansiklopedisi'ne göre "ruh" kelimesinin sözlük anlamı şudur: gitmek, gelmek, rüzgarlı olmak, geniş ve ferahlık verici olmak. Dikkat edilmesi gereken kritik nokta, sözlük anlamının ruhu bir varlık olarak değil, bir fiil (eylem) olarak tanımlamasıdır. Rüzgarlı olmak, gitmek, gelmek, ferahlık verici olmak — bunların tamamı bir varlık değil, bir eylem türüdür.
Rab sözcüğü sözlükte şu anlamlara gelir: Rab sözcüğü Kur'an'da 962 yerde geçmektedir. Bu denli yoğun kullanım, kavramın önemini kendiliğinden ortaya koymaktadır. Araplar günlük dilde "Rabbül beyt" (evin rabbi) ifadesini kullanırlar.