Tevrat (Tora) Hakkında Kapsamlı Bilgi Dosyası
1. Tevrat Nedir?
The fundamental principles that shape this thought platform
Every interpretation and analysis is filtered through reason and logic. A rational, not dogmatic, approach is adopted.
Concepts are examined through their Arabic root meanings and linguistic contexts. Mistranslations and semantic shifts are identified.
Verses are evaluated not in isolation but within the overall message and context of the Quran.
Traditional interpretations are questioned and alternative perspectives are offered. Every reader is encouraged to reach their own conclusions.
1. Tevrat Nedir?
Tevrat, İbranice "Tora" kelimesinin Arapça karşılığıdır. Yahudiler bu kitaba "Torah" derken, Araplar "Tevrat" olarak adlandırır. Bu bir tercüme meselesidir.
Yahudi geleneğinde Tevrat/Tora şu anlamlara gelen kelimeleri kapsar:
Tevrat, bir bütün olarak bir hayat anlayışını ifade eder.
Tevrat'ın Musa'ya verildiği iddia edilir ve beş kitaptan meydana gelmiştir:
Yahudi dünyasında Tevrat'ın yalnızca bu beş kitaptan mı ibaret olduğu yoksa daha kapsamlı bir şey mi olduğu hâlâ tartışma konusudur.
Yahudiliğin bir kolu/mezhebi olan Midraş Yahudiliğine göre Tevrat hakkında şu inançlar mevcuttur:
Bu inançlar akıl, hikmet ve bilim açısından oldukça tuhaf görünse de, İslami inançta da bunlara benzer görüşler mevcuttur.
Gerçekte Musa'nın Tevrat'ı yazıp yazmadığı tam olarak bilinmemektedir. Buna rağmen geleneksel anlayışta şu iddia edilir:
"Ahit" kelimesi sözleşme, söz verme, ahdetme anlamına gelir. Bu sözleşme Tanrı ile İsrailoğulları arasında yapılmıştır. Sözleşmenin metni Tevrat'tır. Bu nedenle Tevrat kutsal bir metin sayılır ve muhafaza edildiği sandığa "Ahit Sandığı" denir.
Tevrat'ın kendi iddiasına göre, Musa'dan önce yaşamış olan Nuh, İbrahim ve Yusuf gibi peygamberler Tevrat okuyorlardı. Bu durum ciddi bir çelişki oluşturur: Eğer Tevrat, Musa ile kitaba dönüşmüşse, ondan önce yaşayan peygamberler nasıl Tevrat'a göre yaşayıp Tevrat okuyorlardı?
Kur'an bu konuda temel bir itiraz getirir ve İbrahim'in Yahudi olmadığını, müslüman olduğunu belirtir.
Yahudi kaynaklarına göre Süleyman Peygamber zamanında Ahit Sandığı açılmış ve içinden yalnızca iki levha çıkmıştır. Büyük bir kitap ya da kapsamlı bir metin çıkmamıştır. Bu duruma göre iki olasılık ileri sürülür:
Bir görüşe göre Musa tarafından 13 nüsha yazılmış ve bunlar 13 Yahudi kavmine/topluluğuna verilmiştir. Ancak Yahudi alim Lazarus Siyahe, bunun gerçek olmadığını belirtir. Ona göre bu iddia, İslam ortaya çıktıktan sonra Müslümanlara karşı bir savunma/tepki olarak Yahudiler tarafından uydurulmuştur. Yine de bir inanç olarak varlığını sürdürmektedir.
Tevrat'ın tahrif edildiğine dair pek çok bilgi mevcuttur. Kronolojik sırayla:
Süleyman Peygamber'in oğlu olan Rohabom ve Yahudi halkı Tevrat'ı terk etmiş ve reddetmiştir. Babası öldükten sonra yerine geçen kral olarak bu işe öncülük etmiş ve halkını da buna zorlamıştır.
Bugün hâlâ Süleyman Mabedi'nde Ahit Sandığı'nın aranıp kazılmasının sebebi budur. Aslında olmayan bir şey aranmaktadır çünkü milattan önce kaybolmuştur.
Kudüs Talmud'undaki rivayete göre Tevrat'ın hâlâ saklandığı yerde durduğu söylenmektedir.
Bugünkü Tevrat'ı yazan/derleyen kişi alim Ezra'dır. Gerçek Tevrat kaybolmuş, yakılmış ve yok olmuşken Ezra onu yeniden ortaya çıkarmıştır. Babil sürgününden sonra Ezra, İsrail topraklarında yaşayan Yahudiler arasında tamamen unutulan Tevrat'ı, sözlü yorumu ile birlikte yeniden oluşturmuştur.
Bu durumda kitabın vahiy veya Musa'nın kitabı olduğu iddiası, kendi kaynakları açısından bile tutarsızdır. Ayrıca Ezra, bu yeni Tevrat'ta bazı değişiklikler de yapmıştır.
Tevrat'ın biri Yahudilere, diğeri Samirilere ait olmak üzere iki tipi mevcuttur. Bu iki Tevrat arasında 6.000 farklılık bulunmaktadır. Bu farklılıklar hikâyelerde, anlatımlarda ve çeşitli bölümlerde kendini göstermektedir.
Bir başka Yahudi alime göre:
Tüm bu iddialara rağmen eldeki kitap son derece tartışmalıdır.
Tevrat'ın tarihiyle ilgili ciddi mantık soruları mevcuttur:
"Tanrı dilerse yapar" itirazına karşılık şu argüman sunulur: Tanrı ilmine aykırı davranmaz. Kudretini ilmiyle sınırlamıştır. Aksi halde rastgele ve keyfi hareket eden bir kudret olmuş olur ki bu Tanrı kavramıyla bağdaşmaz.
Tevrat'ın vahiy mahsulü olduğunu reddetmiş ve Musa'nın kendi yazdığını iddia etmiştir.
Eğer Musa yazmışsa:
Tevrat'ı 200'e yakın yerde tenkit etmiş ve yanlışlarını ortaya koymuştur. (Yahudiler ona hakaret olarak "el-Kelbi" yani "köpek" demişlerdir.)
Bazı rabbilere göre Tevrat'ın yazılımında kronolojik sıra bakımından yanlışlıklar vardır.
Büyük Yahudi filozofu Spinoza, Tevrat'ın yanlışlıklarını söylemesinden dolayı Yahudi cemaati ve din alimleri tarafından aforoz edilmiştir.
Yahudi alim olarak Hahamlar Konferansı'nda mucizevi hikâyelerin Tevrat'tan çıkarılmasını teklif etmiştir.
Tevrat hikâyelerini insan ürünü ve ilkel mitoloji olarak görmüşler, Tevrat'taki birçok hata ve çelişkiye dikkat çekmişlerdir.
Daha da ileri giderek:
Bu kanaatlerin birçoğu muhafazakâr hahamlar tarafından da kabul görmüştür.
Rabbani olarak Torah'ın (Tevrat'ın) dogmalarını eleştirmiştir.
Her ne kadar Yahudiler "Tevrat beş kitaptır" deseler de başka görüşler de mevcuttur:
Sözlü aktarımın doğası gereği ne kadar değişime uğradığı, ne kadar eklemeler ve çıkarmalar yapıldığı ciddi bir sorudur.
Tüm bu bilgiler ışığında ortaya çıkan genel kanaat şudur:
Tevrat diye vahiy edilmiş bir kitap bulunmamaktadır. Aslında hayatın akışında Babil'de, Anadolu'da, Sümerler'de ve daha geriye gidebileceğimiz zamanlarda insanlığın birikimli deneyimlerinin anonim (ortak, yazarı belirsiz) bir kitabıdır. Bu nedenle Âdem'den başlatılır ve devam ettirilir.
Her gelen düşünür, filozof ve bilge kendi anlayışından bir şeyler anlatmış, bu anlatılanlar uzun süre kitap haline gelmemiş ve nesilden nesile sözlü olarak aktarılmıştır.
Tevrat'ın önemi, diğer kutsal metinlerin kökenini oluşturmasından gelir:
"İsrailiyyat" terimi, İslam'ın içine sızmış Yahudi kaynaklı bilgi ve anlatıları ifade eder. Ancak bu mesele sadece Yahudileri suçlayarak açıklanamaz.
Bir atasözünün ifade ettiği gibi: "Ağacın kurdu içinden olmazsa, o ağaca zeval yoktur." Yani iç ihanet olmadan dışarıdan gelen etkiler çok güçlü olamaz.
Bu bağlamda:
Kur'an'daki Tevrat kavramı, Yahudi geleneğindeki Tevrat'tan epey farklılık gösterir. Bu konu ayrı bir inceleme olarak ele alınması gereken ikinci bir bölümdür ve şu alt başlıkları kapsar:
Gizli kalan, görünmeyen gerçeklikler
İlim ve hikmetle ortaya konulan üstün performans
Mutlak varlığın tezahürü ve işareti
Eleştirel süzgeçten geçirilmesi gereken peygamber rivayetleri
Bilinçli yaşam pratiği ve sürekli farkındalık hali
Toplumu saptıran demagojinin sembolü
Bu belge; mevcut din anlayışının sorunlarını, Aristo mantığı ile Kur'an mantığı arasındaki temel farkları, "mucize" kavramının eleştirisini, Kur'ani kavramların doğru anlaşılması gerekliliğini ve düşünce temelli yeni bir yaklaşım çağrısını kapsamaktadır. Bugünkü yaygın din anlayışı; namaz, ibadet ve ritüelleri merkezine alan, bunları "öbür dünya" endeksli bir yaşam biçimine indirgeyen bir yapıdadır. Bu anlayışta din, bu dünya için değil, ölüm sonrası için yaşanır.
Kur'an'daki kıssalar (Musa'nın denizi yarması, İbrahim'in ateşe atılması, Nuh'un gemisi vb. ) tarihsel olarak gerçekten yaşanmış olaylar olarak değil, sembolik anlatımlar (misaller) olarak değerlendirilmelidir. Bu hikayeler insanlığın ortak deneyimlerinden beslenen, insanları etkileyen anlatılardır.
Kur'an'ın ve İncil'in ana kaynaklarından biri Tevrat'tır. İncil'in neredeyse tamamı Tevrat kaynaklıdır. Kur'an'daki yaklaşık üç peygamber hariç bütün peygamberler, Tevrat'ta adı geçen İsrailoğulları peygamberleridir.
Bu belge; akletme, varlığın mantığı, vahyin doğası, Kur'ani kavramların yorumu ve ilgili felsefi-teolojik konuları kapsamlı biçimde ele almaktadır.